Polis – Avukat İlişkileri

Haz 23

Polis – Avukat İlişkileri*

GİRİŞ

Bu makalede, suç soruşturması yürütülürken şüpheli/sanıkların savunması açısından önem arz eden müdafi tayini ve müdafiin şüpheliye “hukuki yardım”ında gerek polis ve gerekse avukatların karşılaştıkları problemler araştırılmak istenmiştir.

AVUKAT (MÜDAFİ)

1136 sayılı Avukatlık Kanununun 1. maddesine göre; avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Kanunun 2. maddesi avukatlığın amacını, “hukukî münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukukî mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmî ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak” olarak belirlemiştir.

Avukat, görevini yerine getirmede bağımsızdır, hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder. Adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, Kanunun 35. maddesine istinaden yalnız baroda kayıtlı avukatlara aittir.

SUÇ SORUŞTURMASINDA MÜDAFİİN ROLÜ

MÜDAFİ TAYİN HAKKI OLDUĞUNUN ŞÜPHELİ/SANIĞA BİLDİRİLMESİ

Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 135. maddesi ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 22. maddesinin (d) ve (e) bentlerinde; Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet savcısı tarafından ifade almada ve hakim tarafından sorguya çekilmede uyulacak hususlar belirtilmiş, müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı şüpheliye/sanığa bildirilir.

YAKALANAN KİŞİNİN VEYA SANIĞIN MÜDAFİ TAYİN HAKKI VE BARONUN MÜDAFİ TAYİNİ

CMUK’nun 136. maddesi ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 19. maddesine göre; yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

DGM görev alanına giren suçlar hariç yakalanan kişi veya şüpheli onsekiz yaşını bitirmemiş veya sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olup müdafii de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilmek üzere durum kolluk kuvvetince derhal baroya bildirilir.

CMUK’nun 138. maddesi ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 19/e maddesine göre; Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, talep etmesi durumunda, bir müdafi görevlendirilmesi için baroya haber verilir.

DGM görev alanına giren suçlarda ise ancak gözaltı süresinin hakim tarafından uzatılması halinde yakalanan kişi müdafi ile görüşebilir.

İFADE ALMANIN BAŞLANGICI

Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 19/e maddesine göre; Barodan müdafiin gelmesi için makul bir süre beklenir, müdafi gelmezse bu husus tutanağa kaydedilerek ifade alma işlemine başlanır.

MÜDAFİİN DAVA EVRAKINI İNCELEMESİ

CMUK’nun 143. maddesi ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin (Değişik: 18.09.2002 tarih ve 24880 sayılı Resmi Gazete) 21. maddesine göre; Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlar hariç müdafi, hazırlık evrakı ile dava dosyasının tamamını incelemek ve istediği evrakın bir suretini harçsız almak hakkına sahiptir. Ancak bu hakkın kullanılması hazırlık soruşturmasının amacını tehlikeye düşürebilecek ise, sulh hakiminin kararı ile hazırlık soruşturması sırasında bu hak kısıtlanabilir. Bu husustaki karar Cumhuriyet savcısının talebi üzerine verilebilir. Bununla beraber yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve yakalanan kişinin veya şüphelinin hazır bulunmaya yetkili olduğu adli işlemlere ilişkin evrakın incelenmesinde bu hakkın kısıtlanmasına karar verilemez.

YAKALANAN VE GÖZALTINA ALINAN KİŞİNİN VEYA TUTUKLUNUN MÜDAFİ İLE GÖRÜŞMESİ

CMUK’nun 136. maddesine göre; Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.

Aynı kanunun 144. maddesi ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 20. maddesine ne göre; yakalanan veya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.

Soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla ve yakalanan kişi isterse, vekaletname aranmaksızın ancak bir müdafi ifadede hazır bulunabilir.

Müdafi ile yazışmalar denetime tabi tutulamaz.

DGM görev alanına giren suçlarda ise yakalanan kişi ancak gözaltı süresinin hakim tarafından uzatılması halinde müdafi ile görüşebilir.

CMUK’nun Kanununun 16. maddesi - (Mülga : 18/11/1992 – 3842/31 md.; Yeniden düzenleme: 6/3/1997- 4229/3 md.) ne göre de, hakim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına karar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi müdafi ile görüşebilir.

Kamu davası açılıncaya kadar hakim, sanık tarafından bilinmesini uygun görmediği hususların kendisine bildirilmesini men edebilir. Tutuklama sebebine göre lüzumu halinde kamu davasının açılmasına kadar sanık ile müdafiin görüşmelerinde bizzat hakim veya tayin edilecek naip yahut istinabe olunan hakim hazır bulunabilir.

POLİS – MÜDAFİ İLİŞKİSİNDE YAŞANAN SORUNLAR

POLİS – MÜDAFİ İLİŞKİSİNE AVUKAT BAKIŞ AÇISI

EGM Asayiş Dairesi Başkanlığı tarafından 24 Mayıs 2000 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Mala Karşı İşlenen Suçlarla Mücadele Semineri”nde İstanbul Barosu avukatlarından Sn. Gül ERMAN bir tebliğ sunmuş, müdafiin sadece ceza muhakemesinin müdafaa makamında yer alan sanık bakımından söz konusu olduğunu, gözaltındaki kişinin hakkında şüphe doğmuş olan ve “aleyhinde muhakeme yapılan kişi” olarak kabul edildiğini, dava açılmadan önce sanık haklarının ve müdafilik görevinin başladığını ve bu duruma göre müdafiliğin de kişinin, sanık haklarından faydalanabileceği andan itibaren yapılan sanığın savunmanlığı olduğunu ifade etmişlerdir.

Ayrıca bir avukatın, hakkında şüphe uyanmış olan kişinin bu şüphenin giderilmesi için yapılan muhakemenin sırasında müdafaa makamı olarak kollektif hükme iştirak etme görevinde yer aldığını ve sanık hakkındaki şüphenin olumlu yada olumsuz bir hükme bağlandığı devre açısından müdafilik görevini yapmakta olduğunu belirtmiş, aşağıdaki hususlar dile getirilmiştir:

YAKALAMA VE GÖZALTI KOŞULLARI

Sanığın avukat talebi ya da zorunlu avukata başvurması durumlarında genellikle 24 saatlik sürenin bitimine doğru bu gereği yerine getirdikleri, bu durumun da sanığın müdafiin hukuki yardımından yararlanmasını engelleyen bir etken olduğu,

CMUK’un 136. maddesi gereğince soruşturmanın her aşamasında müdafiin sanıkla görüşme hakkının gereğince uygulanmadığı, bu hakkın polisin istediği zaman ve istediği kadar kullanılabildiği,

CMUK’un 144. maddesi gereğince müdafiin yakalanan kişi ile kimsenin duyamayacağı bir ortamda baş başa görüşme hakkını verdiği, adli örgütlenmede 3842 sayılı Kanunun öngördüğü yeniliklere uygun değişiklikler yapıldığı ancak çoğu karakolda bu konuda gerekli hassasiyetin kolluk kuvvetlerinin bilincinde oluşmadığının görüldüğü,

iddia edilmektedir.

HAZIRLIK SORUŞTURMASI İŞLEMLERİ

Miranda Kurallarının (sanığa haklarının hatırlatılması) CMUK 135. maddesinde düzenlendiği, hukuki yardımdan yararlanma, savunma hakkının suçlama ile aynı anda başlaması esasına dayandığı, oysa uygulamada, yakalama nedenlerinin şüpheliye bildirilmediği gibi, sanığa bir müdafiin hukuki yardımından yararlanabileceği, susma hakkının bulunduğu, dilerse yakınlarını yakalamadan haberdar edilebileceği, lehine olan kanıtların toplanmasını talep edebileceğinin net bir şekilde bildirilmediği,

Müdafiin hazırlık soruşturmasına katılımının ifade tutanağının düzenlenmesi aşamasında gerçekleştirildiği (CMUK 136), daha önce polisin gerçekleştirdiği işlemlerde (şifai sorgu, yer gösterme, teşhis, yüzleştirme vs.) hukuki yardım olanağının sanığın elinden alındığı,

Özellikle çok sanıklı davalarda, CMUK 143. maddede düzenlenen müdafiin diğer sanıklara ait ifade, yer gösterme vs. gibi evrakı inceleme hakkının engellendiği, kullandırılmadığı,

CMUK’nun 138. maddesi küçük ve kısıtlılara zorunlu müdafilik uygulamasını getirdiği ve müdafi seçebilecek durumda olmayanlara baro tarafından müdafi atanacağının hükme bağlandığı, ifade alma işlemi sırasında müdafiin çağrıldığı, bundan önce ise pek çok işlemin yapıldığı. 2253 sayılı kanunun 19. maddesindeki düzenlemeye rağmen küçükler hakkındaki pek çok işlemin kolluk kuvvetleri tarafından yapıldığı, ancak ifade almak işleminin savcılar tarafından yapıldığı, hemen her olayda küçüklerin gözaltına alındığı, küçüklere duyarlılıkla yaklaşılmadığı,

Kolluğun çoğu zaman usule aykırı işlemleri nedeniyle tutanaklara şerh düşmek isteyen müdafilere engel olduğu, soruşturma makamlarının bu konuda duyarlılık göstermediği,

iddia edilmektedir.

POLİS – MÜDAFİ İLİŞKİSİNE POLİS BAKIŞ AÇISI

İl Emniyet Müdürlüklerinde adli soruşturma yapan birimler ile avukatlar arasında yaşanan sıkıntılar EGM tarafından 18.09.2000 tarih ve B.05.1.0.01.02/2691 sayılı yazı ile sorulmuş, aşağıdaki hususlar tespit edilmiştir:

CMUK VE YAKALAMA, GÖZALTINA ALMA VE İFADE ALMA YÖNETMELİĞİ

1. CMUK’nun 135. Maddesi “Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” hükmünü içermektedir. Bu durumun;

Sanık veya yakalanan kişinin avukat yanında kendisini hem olumlu hem olumsuz yönde psikolojik olarak daha güçlü hissetmesine,

Olayların avukat nezaretinde çözümünün zorlaşmasına,

Avukat nezaretinde gerçekleştirilen hazırlık soruşturmasında sırasında kolluğun avukatı denetleyici olarak görmesi ve bu yüzden kendisini psikolojik baskı altında hissetmesine,

yol açtığı ifade edilmektedir.

2. CMUK’un 143. maddesi “Müdafi hazırlık evrakı ile dava dosyasının tamamını inceleme ve istediği evrakın bir suretini harçsız alma hakkına sahiptir. Müdafiin hazırlık evrakını incelemesi veya hazırlık evrakından suret alması hazırlık soruşturmasının gayesini tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine Sulh Hakimi kararıyla hazırlık soruşturması sırasında bu hak kısıtlanabilir.”

Bu maddeye göre, kolluk kuvveti hazırlamış olduğu evrakın bir nüshasını ilgili avukata vermektedir. Bu hükmü uygulayan kolluk aynı zamanda avukatın hazırlık soruşturması sırasında kolluk kuvvetinden aldığı evrak sayesinde olayı saptırabileceğini ve hazırlık soruşturmasının gayesini tehlikeye düşürebileceği düşünmekte, kolluk kuvvetince Cumhuriyet savcılığına gönderilecek evrakın avukata verilip verilmeme takdirinin Cumhuriyet savcısına verilmesini veya avukatın hazırlık soruşturması evrakının kolluk kuvvetinden değil de Cumhuriyet savcısından almasını önermektedir.

3. Müdafiin hazırlık evrakını incelemesi ve bir suret almasının, olayla ilgili tanıkların bilgi vermekten kaçınmalarına sebep olduğunu, tanıkların kimliklerinin avukatlar aracılığı ile sanıklara ulaştırılacağından endişe edildiğini aktarmaktadır.

4. CMUK’un 144. maddesinde “Yakalanan veya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları bir başkasının duymayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulmaz.” Denilmekte ancak müdafiin hukuki yardım görevinin kapsamı belirtilmemekte, gözaltına alınan kimsenin ifadesi tespit edilmeden önce müdafi ile yalnız olarak konuşabilmesine imkan vermektedir. Ancak bazı Avrupa ülkelerinin kanunları müdafie bu imkanı vermemiştir. Ayrıca Avrupa Sözleşmesi de ifade vermeden önce sanığın müdafi ile görüşmemesini bir insan hakkı ihlali saymamaktadır. Bizdeki uygulamada ise takip makamlarının bu hükümden çok şikayet ettiği, söz konusu hükmün maddi gerçeklerin ortaya çıkmasını engellediği iddia edilmektedir. Uygulamada, sanık ile yalnız görüşen müdafiin bazen zanlıyı gerçeği yansıtmamaya sevk ettiği müşahede edilmektedir. Zira çoğu zaman şahısların önceden gerçeği söylediği halde avukatla yalnız konuştuktan sonra beyan ettiği hususlardan caydığı ve inkar ettiği görülmektedir.

144. madde şüphelilere hukuki yardımdan ziyade işlenmiş bir suçun iz ve delillerini nasıl saklanacağı veya ortadan kaldırılacağı ortamını sağlamakta, müdafiler tarafından da adaletin tecelli etmesi için değil tam tersi mülahazalarla kullanılmaya çalışılmaktadır.

Kanunun düzenlemesine göre ifade almada hazır bulunan avukatın kolluğun sorduğu sorulara karşılık olarak müvekkiline susma hakkını kullanmasını telkin etmesi hukuki yardım olarak değerlendirilmektedir.

Avukatın şüpheli adına sorulara cevap vererek sorgulamayı imkansız kılması kanunun mantığına aykırıdır. Bu durumda kolluğun ne yapacağı açıkça düzenlenmelidir. Avukatlar susma hakkını kullandırırken adeta rakip bir takıma gol atma anlayışı ile hareket etmekte, suçun aydınlatılıp toplum huzurunun ve güvenliğinin sağlanması gerektiğini düşünmemektedirler.

Müdafiin şüpheli ile görüşmesine bir sınırlama konulmadığından, bazı durumlarda avukat, yakalanan kişi ile gözaltı süresi olan 24 saat beraber bulunmayı isteyebilmektedir. Avukatların yakalanan kişi ile görüşme sürelerinin kısıtlanması, gözaltı süresi içerisinde belirli bir süre verilmesi hazırlık soruşturmasının daha sıhhatli yürütülmesini sağlayacaktır.

Güvenlik görevlileri yakalama, yer gösterme, teşhis, zaptetme, taktir-i kıymet, teslim, sağlık raporlarını alma ve ifade alma gibi işlemleri sağlıklı olarak yapamamaktadırlar. Özellikle şüphelinin gerçekleştirdiği olay sayısı fazla olduğunda bu sıkıntı daha da artmaktadır. Bununla ilgili olarak avukatlara görüşmenin suiistimal edilmemesi konusunda güvenlik görevlilerince uyarıda bulunulduğu zaman “görev yapmamız engelleniyor, yasaya uyulmuyor” şeklinde avukatlarca tepki gösterilmekte, gereksiz sürtüşmeler olmaktadır. Bunun önlenmesi için hazırlık soruşturması esnasında avukatların şüpheliler ile görüşmelerinin kesin kurallara bağlanması, suiistimallerin önlenmesi ve sadece ifade alma esnasında hazır bulunmalarının sağlanması konularında düzenlemeler yapılmalıdır.

Kolluk kuvvetinin yaptığı hazırlık soruşturmasında sanığa hukuki yardımda bulunmak üzere bir avukat bulundurulur. Fakat ilgili madde gereği yakalanan kişi veya sanığın kanuni temsilcisi, ilgilinin gözaltı süresince defalarca değiştirebilmekte, bu da kolluk kuvvetinin hazırlık soruşturmasında yapmış olduğu hukuki işlemleri geciktirmekte ve süreci tamamlamasına engel olmaktadır. Kolluk kuvvetinin hazırlık soruşturması sırasında avukatı aynı kişi olmalı veya buna bir sınırlama konulmalıdır.

AVUKATLIK KANUNU

1136 sayılı Avukatlık Kanununun 2. maddesinde avukatlığın amacının belirtilmesine rağmen bir çok avukat bu amaca uygun olmayacak şekilde hareket etmekte, şüpheliyi güvenlik güçlerinin elinden bir an önce kurtarmak amacı ile suç iz ve delillerinin kaybolması ve karartılmasına istemeyerek de olsa sebebiyet vermektedirler.

Aynı Kanunun 12 inci maddesinde avukatların, siyasi kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliğini yapabilecekleri belirtilmiştir. Bu durumdaki avukatların hukuki görevlerini yaparken siyasi kimliklerine büründükleri ve bunu bir baskı aracı olarak kullandıkları görülmektedir. Avukatların da hakim ve savcılar gibi siyasi kimlikten uzak durmaları gerekmektedir.

Bazı avukatlar avukatlık mesleğinin amacı olan her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalete ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesine ve genel hukuk kurallarının tam olarak uygulanması ilkesine uymamaktadırlar. Buna uymayan avukatların TCK 230 ve 240 ncı maddelerine istinaden cezalandırılacağı belirtilmiştir. Ancak kolluk kuvvetleri bu hususta yeteri kadar önlem alamamaktadırlar.

Avukatlar müştekilerle görüşmekte, davacı olmaması, zararın karşılanacağı gibi telkinlerde bulunularak ya müştekinin şikayetinden vazgeçmesine ya da ifadesinin değiştirilmesine çalışmaktadırlar.

SUÇ SORUŞTURMASI İLE İLGİLİ SORUNLAR

Bir suçun karşılığı olarak öngörülen cezanın üst sınırının yedi yıldan az olması halinde şüpheliler bazı özel durumlar hariç genellikle tutuklanmamaktadırlar. Tutuklama her ne kadar bir tedbir olarak öngörülmüş ise de suçların önlenmesinde, özellikle mala karşı işlenen suçlarda caydırıcı olmaktadır. Halk arasında suç işleyip mahkemeye sevk edilen kişi tutuklandığında gerekli cezanın verildiği, tutuklanmadığında ise cezanın verilmediği şeklinde bir kanı bulunmaktadır.

Aynı şey suç işleyen kişiler için de söz konusudur. Bu düzenleme suç işleyenin yanına kar kaldığı düşüncesinin doğmasına neden olmaktadır. Özellikle mala karşı işlenen suçlarda tutuklanmayan şüpheliler serbest kaldıklarında ilk fırsatta tekrar aynı suçu işlemektedirler. Bu sakıncaların giderilmesi için özellikle mala karşı işlenen suçlarda tutuklama ile ilgili yeni düzenlemelerin yapılması hem caydırıcılık sağlayacak, hem de ülkemizde suç işleyenin yanına kar kaldığı kanısı ortadan kalkacaktır

Bazen bir kişinin işlediği suç sayısı onlarca olabilmektedir, bir kişi birden çok ilde suç işlemektedir. Bu gibi durumlarda suç delillerinin toplanması, yer gösterme, teşhis, zaptetme, takdir-i kıymet, arama, teslim ve ifade işlemlerinin yapılıp 24 saatlik süre içerisinde mahkemeye çıkarmak zorlaşmakta, çoğu kez bu süre yetmediğinden eksik evrak ile şahıs mahkemeye çıkarılmaktadır. Bunun sonucunda da suçlar aydınlatılamamaktadır. Suça karışan şahıs sayısı üç kişiden az olmasına rağmen (bir ve iki kişi) birden çok ilde aynı şahıs tarafından suç işlenmesi yada suç sayısının çok olması gibi durumlarda suç delillerinin toplanması ve soruşturma evrakının tam olarak yapılması amacıyla gözetim süresinin uzatılması konusunda düzenleme yapılmalıdır.

Avukatlarla ilgili olmamakla birlikte uygulamada hemen tüm suçlarda olduğu gibi suçtan zarar gören kişilerin başvurduğu makam genellikle güvenlik güçleridir. Bir olumsuzluk olduğunda basın tarafından eleştirilen ve mağdur yada müştekilerce görevlerini yapmadıkları konusunda suçlananlar da genellikle güvenlik güçleridir. Yasalara göre bu konuda asıl sorumlu kişi Cumhuriyet savcısı olup, güvenlik güçleri savcı adına adli işlem yapmalarına rağmen hemen hiçbir Cumhuriyet savcısı suçun aydınlatılması için çaba göstermemektedir. Mağdur yada müştekilerde Cumhuriyet savcısını suç aydınlatılmadı diye sorumlu tutmamaktadırlar. Cumhuriyet savcılarımızın çoğunluğu da mala karşı işlenen suçların taksirli suçmuş gibi değerlendirmekte, bu suçlara uygulanan cezaların da fazla olduğunu düşünmektedirler. Maalesef Cumhuriyet savcıları güvenlik güçlerinden gelen evrakları mahkemeye sadece sevk etmekle yükümlülermiş gibi davranmakta bu konuda hiç bir sorumluluk almamaktadırlar. Yasalarda gerekli değişiklikler yapılarak Cumhuriyet savcılarının suçların aydınlatılmasına en az güvenlik güçleri kadar sahip çıkmaları ve mağdur ile müştekilerin muhatabı olmaları yada bizzat el koymalarının sağlanması gerekmektedir.

DİĞER KONULAR

Avukatlara zamanında haber verilmesine rağmen çok geç gelmelerinden dolayı şüphelinin 24 saat içerisinde mahkemeye çıkarılmasında gecikmeler olmaktadır.

İki veya daha fazla şüpheli bulunan suçlarda avukatlar aralarında anlaşma yaparak suçu tek bir şüphelinin üzerine almasını sağlayıp diğer şüphelilerin kurtulmasını temin etmektedirler.

Avukatlar şüphelilerle görüştükleri sırada cep telefonlarını kullandırarak firar olarak aranan veya çalıntı malları saklayan diğer şüphelilerle irtibat kurulmasını sağlamak suretiyle firari şahsın kaçmasını veya istediği şekilde ifade vermesini temin etmektedir.

Şüphelilerin üzerlerinde bulunan mücevherat ve benzeri suç eşyası ile yakalanmaları halinde sabıkalı şahısların avukatları şüpheli şahsın ailesi ile gelerek bunların kendilerine ait olduğunu beyan etmek sureti ile teslim almaya çalışmakta, tahkikat aşamasında elde edilen suç unsurları çoğunlukla müştekiler tarafından teşhis edilmektedir.

Baro tarafından nöbet çizelgesi hazırlanmasına rağmen nöbetçi olan avukatlar başka davalar için il dışına çıkmaktadır.

İl merkezlerine uzak olan ilçelerde yürütülen tahkikatlarda gerekli zamanlarda il merkezlerindeki barodan avukat talep edilmektedir. Fakat, hava, yol şartları ve zaman zaman da ücretin az oluşu gibi sebeplerle avukatın gelmesi gecikmekte veya hiç gelmemektedir. Bu durumda tahkikatı yürütmekte olanlar hem ifade alma konusunda hem de yakalanan şahsın gözaltı süresinin dolması konusunda zor durumda kalmaktadır. Ayrıca 18 yaşından küçükler ile sanık ifadesi alma konusunda da aynı zorluk tekrar yaşanmaktadır.

Avukatlar cumartesi ve pazar günleri görevli oldukları halde ve bilgi verilmesine rağmen geç gelmekte veya arandıklarında bulunamamakta, bununla şüpheli ve evrakın adliyeye gönderilmesinin gecikmesine ve görevin aksamasına neden olmaktadırlar.

Adli soruşturmalarda kolluk personeli hakkında avukatların yaptıkları şikayetler, savcılıklar tarafından adli görevin ifası esnasında işlenmiş suç sayıldığından, doğrudan soruşturma açılmaktadır. Bu durumda rütbeli personel soruşturma sonuna kadar terfi edememekte ve rütbeli personel üzerinde baskı yaratmaktadır.

Vatandaşların, suçlu da olsa herkesin hukuk devleti imkanlarından aynı şekilde faydalanması düşüncesinde olduğu, ancak; suçu işleyen kişi, bu suçtan mağdur olan vatandaşın ödediği vergi ile maaşı ödenen avukat tarafından savunulurken, mağdurların zararını gidermek için ayrıca avukat ücreti ödeyerek bir kez daha mağdur olduklarından bu imkanlarını kullanamamaları, suçtan hem zarar görüp hem de suçluyu savunacak avukatın ücretini ödüyor olmaktan rahatsız oldukları görülmektedir. Avukatlık ücreti ile ilgili husus yeniden düzenlenmeli, sanık için baro tarafından tayin edilen avukatlık ücreti sanıktan tahsil edilmelidir.

Herkese lazım olabilecek savunmanın, insanların en doğal hakkı olan ve anayasada da devlet garantisi altına alınmış bulunan can ve mal güvenliğinin sağlanmasına ilişkin hükümler ile tezat oluşturmadan düzenlenerek sanıklar kadar mağdur insanların da koruma ve kollanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

ÖNERİLER

Nöbetçi avukatlar baroda bulunmalı ve istenildiklerinde baro tarafından derhal gönderilmelidir.

İfade alma dışında kalan yer gösterme gibi sanığın bizzat iştirak ettiği işlemlerin avukatla mı, avukatsız olarak mı yapılması gerektiği hususu düzenlenmelidir.

Zabıtanın hazırladığı tahkikat evrakı, Cumhuriyet savcısına intikal etmeden avukat tarafından incelenmemeli, sadece müdafi olarak atandığı sanıkla ilgili ifade ve yakalama tutanağı incelenebilmelidir.

Adli soruşturma da görev alacak kolluk personelinin bu konuda yeterince tecrübeli ve aynı zamanda eğitim seviyesinin yüksek düzeyde olması gerekmektedir.

Adli işlemlerin ilk ve en önemli basamağı olan karakollarda adli hizmetler ihtisaslaşmış personel tarafından yapılmalı, bu birimlerde çalışan personel hizmet içi eğitim ve kurslara tabi tutularak konularında uzmanlaşmaları sağlanmalıdır.

CMUK, DGM kapsamı dışında kalan suçlar hariç şüpheli kişilerin yargılanmaları için sınırsız denecek seviyede savunma hakkı tanımıştır. Özellikle CMUK’ta yapılan son değişikliklerle mala karşı işlenilen cürümlerden şüpheli konumundaki kişilerin tutuksuz yargılanmaları, vatandaşlarımızın tepkilerine neden olmaktadır.

Bu nedenle mala karşı işlenilen cürümlerde şüphelilerin tutuklu yargılanmaları için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. İlk bakışta bir veya birkaç kişinin gerçekleştirmiş olduğu gibi görünen hırsızlık olayları incelendiğinde özellikle son yıllarda, mevcut kanunların yetersizliğinden dolayı çete oluşturarak ve çocukları da kullanarak bu tür suçların işlendiği görülmektedir. Bu nedenle mevcut kanunların yeniden düzenlenerek bu tür suçları birden fazla işleyen şahısların savunma haklarında, bir takım kısıtlamalara gidilebilmelidir. Kaçakçılık suçlarında olduğu gibi sanığın edinmiş olduğu mal varlığı, hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarını işleyerek kazandığı kanaati oluştuğu takdirde mal varlığına el konulabilmesinin bu tür suçlarda caydırıcı olacağı düşünülmektedir.

Ayrıca küçük yaştaki çocukları kullanarak gerçekleştirilen hırsızlık suçlarında, düzenleme yapılmalı, ceza ağırlaştırılmalıdır. Veli veya vasi, çocuğunun bu tür suçlara karışmasını engelleyemediğini mahkemede beyan ederse bu konumda bulunan çocuklar veli veya vasilerinin yanından alınarak ıslah ve eğitimleri sağlanmak üzere oluşturulacak kurumlarda barındırılmaları, çocuk suçluların azalmasını sağlayacağı düşünülmektedir.

İlgili zabıta tarafından mala karşı işlenen cürümlerden dolayı şüphelilerinin ifadelerinin haricinde tahkikatı yapan zabıtanın konu hakkındaki görüş ve değerlendirmelerinin bulunacağı, sosyal inceleme raporu türünde bir rapor düzenlenerek, ilgili mahkemelere sunulması ve bu raporların hakimler tarafından değerlendirilip yargılama sırasında göz önüne alınması ve verilecek cezalarda da bu görüş ve değerlendirmelerin rol oynaması sağlanmalıdır.

Müdafiin şüpheliyi müdafaa ederken, kamuyu da savunma şeklinde iki yönlü görevi bulunduğu göz önünde bulundurularak, avukatlık mesleğini ifa edenlerin bağlı bulundukları barolar tarafından takibi ve maddi menfaat karşılığı organize teşekküllerle irtibatları tespit edilen ve adaleti yanıltma eğilimi gösteren, hukuki yardımın dışında sanığı yönlendirmeye tevessül eden yada delilleri karartıcı faaliyetlere giren avukatlar hakkında ilgili Cumhuriyet savcılığınca soruşturma yapılması yanında baro nezdinde de disiplin işlemi tesis edilmesini sağlayıcı düzenlemeler yapılmalıdır.

1136 sayılı Kanunun 34. maddesine göre; avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.

Müdafi, hazırlık evrakı ile dava dosyasının tamamını inceleme ve istediği evrakın bir suretini harçsız alma hakkına sahiptir. Hazırlık soruşturmasının amacının tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hakimi kararı ile soruşturma sırasında bu hak kısıtlanabilir. Hazırlık soruşturmasını savcı adına yürüten güvenlik güçleri hazırlık evrakının tamamının avukata verilmesinde sakınca olduğunu ileri sürdüklerinde her seferinde mahkeme kararı alma ile uğraşınca hem zaman kaybı olmakta hem de Cumhuriyet savcıları ve hakimlerce sanki avukatın görevi engelleniyormuş gibi görülerek olumsuz değerlendirmeler ortaya çıkmaktadır. Bu konuda avukatların hazırlık soruşturması sırasında sadece şüphelilerin ifadelerini içeren tutanak ile şüphelinin hazır bulunduğu konularla ilgili diğer tutanakları almaları, bunun dışındaki evrakı hazırlık soruşturması bittikten sonra mahkeme aşamasında almaları konusunda sınırları belirtilmiş bir düzenleme yapılmalıdır.

Hazırlık soruşturmasında şüpheli ile her an görüşebilen avukat, şüphelinin suç ortakları varsa bunları, çalmış olduğu malların bulunduğu yeri öğrenmekte, bunun sonucunda şüphelinin suç ortaklarına haber verebilmekte, yada suç eşyalarının ortadan kaldırılmasını sağlayabilmekte, böylece olayların aydınlatılması engellenmektedir. Bunu da avukatlığını yaptığı kişi ceza almaktan kurtarmak amacı ile yapmaktadırlar. Bu davranış, yasa ve yönetmeliklerde belirtilen “şüpheliye hukuki yardımda bulunma” kıstasına uymamaktadır. Yukarıda belirtilen aksaklıkların önlenmesi için avukatların şüpheliler ile görüşmelerinin güvenlik güçlerinin bulunduğu bir ortamda yapılması uygun olacaktır. Bu konuda yasal düzenlemenin yapılması gerekmektedir.

Yakalanan kişi müdafi ile vekaletname aranmaksızın her zaman görüşebilir. Buna dayanarak şüpheliler ile görüşen avukatlar yakalamadan hemen sonra delillerin tam olarak toplanmamasına, diğer tutanak ve işlemlerin tam olarak yapılmamasına rağmen güvenlik güçlerinden hemen şüphelinin ifadesinin alınmasını istemektedirler. Kendileri ile soruşturmanın devam ettiği, ifade alma aşamasına gelinmediği, gelindiğinde ifade alınırken bilgi verileceği söylenirken sürtüşmeler olmaktadır. Diğer araştırma ve incelemeler yapılmadan ifade alınması suçun tam olarak ortaya çıkarılmasını engellemektedir. Yasal süresi içinde olmak kaydı ile güvenlik güçlerinin konu ile ilgili tüm araştırmasını yapıp gerekli tutanakları düzenledikten sonra ifade alma aşamasına gelindiğinde avukatın bulunabileceği bu konuda insiyatifin soruşturmayı yürüten güvenlik güçlerinde olduğu konusunda düzenleme yapılması gereklidir.

SONUÇ

Müdafiin müvekkilinin haklarını savunması doğaldır. Fakat yargılama işleminin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesini ve maddi gerçekliğe ulaşılmasını engelleyebilecek şekilde savunma hakkının kullanılması düşünülemez.

Kolluk tarafından dile getirilen problemlere bakıldığında, düzenlenmesi gereken hususlar bulunmaktadır, hem avukatların ve hem de kolluğun görev, yetki ve sorumluluklarını tam anlamıyla kavrayamamasından ve hatalı davranışlarından kaynaklanan sorunlar yaşanmaktadır.

Mevzuat boşluklarının giderilerek aksaklık görülen düzenlemelerin yapılması ve bunları uygulayacak birimlerde görevli şahısların eğitiminin sağlanarak kanun ve yönetmeliklere riayet edilmesi durumunda söz konusu problemlerin ortadan kalkacağı düşünülmektedir.


* EGM Asayiş Dairesi Başkanlığı Asayiş Şube Müdürlüğünde görevli Komiser Mustafa SARI ile birlikte hazırlanan bu yazımız Polis Dergisi’nin 26. Özel Sayısında aynı başlıkla yayımlanmış, yasal değişikliklere göre yeniden gözden geçirilmiştir.

Leave a Reply

Visit Us On TwitterVisit Us On Facebook