Kategori arşivi: Makaleler

POLİS MÜDAHALESİNDEN DOĞAN ZARARLARIN KARŞILANMASI: MESLEKİ MALİ MESULİYET SİGORTASI

Hiçbir kimse bir başkasına bilerek ve isteyerek zarar vermek istemez aksi halde bu suç olur, bunun karşılığı olarak hukukta müeyyide / ceza olarak düzenlenmiştir.

Ancak eylemin sonuçları öngörülemeden de bir başkasına zarar verilmesi mümkündür ki bunun karşılığında ‘tazminat’ öngörülmüştür. Modern hukuk sistemlerinde kişilerin uğrayacakları zararların karşılanması için sigorta sistemi geliştirilmiştir, çoğu gelişmiş ülkelerde bu sistem etkin olarak kullanılır, bu yolla kişiler arasında gelişebilecek husumet ta işin başında önlenir.

Türk Hukukundaki en yaygın ve mecburi sigorta 13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile getirilen mâli mesûliyet sigortasıdır (Madde 91). Her bir motorlu aracın trafiğe çıkabilmesi için bu sigortanın yaptırılması zorunludur. Motorlu aracın işletilmesi esnasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olunması durumunda zarar sigorta tarafından karşılanır, dolayısı ile bir taraflar arasında husumet oluşması önlenmiş ya da azaltılmış olur.

Bir diğer zorunlu sigorta 10.06.2004 tarih ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile düzenlenmiştir. Özel hukuk kişileri ve özel güvenlik şirketlerinin, istihdam ettikleri özel güvenlik görevlilerinin üçüncü kişilere verecekleri zararların tazmini amacıyla özel güvenlik malî sorumluluk sigortası yaptırmak zorunludur (Madde 21). Özel güvenlik görevlileri görevlerinin icrası esnasında şayet üçüncü kişilere bir zarar verirlerse bu zarar söz konusu sigorta kapsamında tazmin edilecektir. Bu, özel güvenlik görevlileri ile üçüncü kişiler arasında anlaşmazlık çıkmasını önleyen, bir taraftan her iki tarafı diğer yandan da özel güvenlik sistemini koruyan çağdaş bir yaklaşımdır.

Kamu hizmetinin yürütülüşü esnasında oluşabilecek hatalar nedeniyle personeli ile hizmet alan arasında yaşanabilecek sorunları öngören ve bunları gidermeyi amaçlayan Sağlık Bakanlığının doktor hatalarına karşı hastaları güvenceye almak için düğmeye bastığı, Tam Gün Yasası’yla hekimlere ‘meslekî sorumluluk sigortası’ yaptırılacağı gazete sütunlarına yansımıştır (16.4.2009 Zaman). Tabip, uzman tabip ve uzman doktorların hizmet kusurundan dolayı hastalara verdikleri zararın karşılanacağı; özel ve devlet hastanelerinin, çalıştırdığı hekime, meslekî malî sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü olacakları, serbest çalışan doktorların ise kendilerini sigortalatacakları belirtilmektedir. Sigorta yaptırmayan kurumlara, hekim başına 5 bin TL idari para cezası verileceği, meslekî sorumluluk sigortasını, Hazine’den sorumlu Devlet Bakanlığının yetki verdiği şirketlerin yapacağı, özellerde çalışanların sigorta priminin yarısının hastane, yarısının hekim tarafından ödeneceği, kamuda ise bu primin yarısının döner sermaye, yarısının doktorlar tarafından karşılanacağı ifade edilmiştir. Nihayet, 21.01.2010 gün ve 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 1219 sayılı Kanuna ek madde eklenmiş, kamu ve özel ayrımı yapılmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar için tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorunluluğu / güvencesi getirilmiştir (Ek Madde 12).

Özel güvenlik görevlisi ve tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar gibi polis ve jandarma tarafından yerine getirilen görev ve hizmetlerde de hizmet kusuru diyebileceğimiz yanlışlıklar nedeniyle kişiler zarar görebilmekte, zor ve silah kullanma, arama ve el koyma başta olmak üzere kolluk yetkilerinin kullanılması esnasında ve / veya sonucunda zarar(lar) doğabilmektedir. Özellikle zor ve silah kullanma sonucu maddi zararlar yanında yaralanmalar meydana gelmekte, ölümler yaşanabilmekte, hatta üçüncü kişiler de zarar görebilmektedir. Biraz düşünüldüğünde bunun pekçok örneği hatırlanabilir. Bu konuda İçişleri Bakanlığı aleyhine acılan davaları ve verilen mahkeme kararlarını incelemekte ve hatırlamakta yarar vardır. Kimi zaman tazminat kararı verilmekle birlikte bazı davalar reddedilebilmektedir. Ancak davalar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ironik olan, hizmet için var olan bir kurumun vatandaşı ile davalı duruma düşmesidir.

Bir yandan kolluk yetkisinin kullanımı nedeniyle üçüncü kişiler nezdinde oluşabilecek zararlarının karşılanması diğer yandan isabetli olmayan, kötü uygulama nedeniyle güvenlik personelinin kendilerinden talep edilebilecek zarar(lar) ile kurumlarınca polis ve jandarmaya yapılacak rüculara karşı meslekî malî sorumluluk sigortası müessesesinin güvenlik hizmetinde de kurulması, böylece hem güvenlik personeli hem de vatandaş güvenceye kavuşturulması gerekir. Bu yapıldığı takdirde; çok önceden motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibini, özel güvenlik hizmeti veren özel hukuk kişileri ve özel güvenlik şirketlerini, en son olarak da tabipleri, diş tabiplerini ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanları ve bunlardan hizmet alanları koruyan devlet, bu kez bizatihi kendisini ve kendi adına güvenlik hizmeti veren kurumları da korumuş, bunun da ötesinde devletin aslî görevlerinden biri olan güvenlik hizmetinin veriliş biçiminden zarar görenleri de önemsemiş ve korumuş olacaktır. (Yılmaz, 2009)

BİR MAHKEME KARARI ANALİZİ: EMNİYET TEŞKİLATINDA FAZLA ÇALIŞMA

MAHKEME KARARI

Bir Polis Memuru tarafından, 12/24 yani “12 saat görev, 24 saat istirahat” esasına göre çalıştığı 2007 yılından itibaren, büro hizmeti yapan bir Polis Memurundan daha fazla çalıştığı iddiası ile bu süreye ilişkin fazla çalışma bedelinin kendisine ödenmesi gerektiğini ileri sürerek Tokat İdare Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır. Mahkeme, 2011/804 Esas sayısı ile incelediği davayı 2012/656 Karar sayısı ile sonuçlandırmış, aşağıdaki hükümlere varmıştır:

1. Kamu hizmeti gereği haftalık 40 saatten fazla çalışan kamu görevlilerinin fazla çalıştıkları sürelerin maaş karşılığı çalışılan süreden sayılabilmesi için ilgili kanun, tüzük veya yönetmelikte bu fazla çalışma sürelerine ilişkin açık bir düzenleme olması gerekir. “Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personelinin Çalışma Saatlerine İlişkin Esaslar” dışında EHS Personelinin çalışma saat ve sürelerinin belirlendiği bir düzenleme bulunmamaktadır.

2. Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personelinin Çalışma Saatlerine İlişkin Esaslar, bir tüzük veya yönetmelik hükmünde olmadığından, buna göre haftalık 40 saatten fazla çalıştırılan personelin, fazla çalıştığı sürelerin tamamının fazla çalışma süresinden sayılması ve bu fazla çalışma süresine karşılık 657 sayılı Kanunun 178. Maddesi uyarınca işlem tesis edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Ancak Kanunun 178/A. Maddesinde, yapılan fazla çalışmaların ücretle karşılanacağı haller tek tek sayılmak suretiyle açıklanmıştır. Sayılanların içinde emniyet hizmetlerine ilişkin bir ibare bulunmadığından, EHS Personelinin yaptığı fazla çalışmanın karşılığında ücret ödenmesi mümkün değildir. Bu konuya ilişkin olarak Kanunun 178/B. Maddesinde, personelini günlük çalışma saatleri dışında fazla çalıştıran kurumların, fazla çalışma ücreti vermeyeceği, ancak yaptırılacak fazla çalışmanın her 8 saati için 1 gün hesabı ile izin verileceği düzenlemesi yer almıştır. Buna göre ilgili kanun, tüzük ve yönetmelikte yer almadığı halde haftada 40 saatten fazla çalıştırılan personelin çalıştığı her 8 saat için 1 gün izin kullandırılması gerekir.

3. Danıştay 11. Dairesinin 23.06.2009 tarih ve E:2006/6559, K:2009/6677 sayılı kararında da ifade edildiği üzere, Emniyet Teşkilatı personeline “fazla çalışma ücreti” adı altına ödenen meblağ, mesai dışında fazla çalışmanın karşılığı değil, görevin niteliği, yapılan işin zorluğu ve önemi doğrultusunda EHS kadrolarında bulunanlardan görev yapılan birime göre, salt bu görevi yerine getirmeleri nedeniyle her ay sabit olarak yapılan bir ödemedir. Bu ödeme, 657 sayılı Kanunun 178. Maddesinde düzenlenen ve günlük çalışma saatleri dışında yapılan çalışma ücretinden nitelik olarak farklıdır. Dolayısıyla maktu olarak belirlenen “fazla çalışma ücreti” bir “tazminat” niteliğindedir, yapılan fazla çalışmanın karşılığı değildir.

4. 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun K Cetvelinde yer alan “aylık maktu fazla çalışma ücreti alanlara, her ne ad altında olursa olsun ayrıca fazla çalışmaya yönelik olarak başkaca bir ödeme yapılmaz.” şeklindeki düzenleme özel bir düzenlemedir. Çevre ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü Orman Muhafaza Memurları ve Belediyelerde zabıta ve itfaiye hizmetlerinde fiilen çalışan personel ve kadrolu olarak fiilen çalışan koruma ve güvenlik personeline uygulanacak bir düzenlemedir.

MUHTEMEL GELİŞMELER

Anayasamıza göre, kesinleşen mahkeme kararlarının mutlaka uygulanması gerekir. Söz konusu İdare Mahkemesi Kararının da uygulanması Anayasal bir zorunluluktur, esasen yol gösterici hükümler de içermektedir. Bu karar ışığında kısa ve orta vadedeki muhtemel gelişmeler şunlar olabilir:

1. Mahkemenin; “Danıştay 11. Dairesinin 23.06.2009 tarih ve E:2006/6559, K:2009/6677 sayılı kararında da ifade edildiği üzere, Emniyet Teşkilatı personeline “fazla çalışma ücreti” adı altına ödenen meblağ, mesai dışında fazla çalışmanın karşılığı değil, görevin niteliği, yapılan işin zorluğu ve önemi doğrultusunda EHS kadrolarında bulunanlardan görev yapılan birime göre, salt bu görevi yerine getirmeleri nedeniyle her ay sabit olarak yapılan bir ödeme olduğu, bu ödeme, 657 sayılı Kanunun 178. Maddesinde düzenlenen ve günlük çalışma saatleri dışında yapılan çalışma ücretinden nitelik olarak farklıdır. Dolayısıyla maktu olarak belirlenen “fazla çalışma ücreti” bir “tazminat” niteliğindedir, yapılan fazla çalışmanın karşılığı değildir.” hükmüne göre idari işlem tesis edilmeli, bugüne değin “yapılan fazla çalışmanın karşılığı” olarak ödenen “aylık maktu fazla çalışma ücreti” bundan sonra bir “tazminat” olarak ödenmeye devam etmelidir.

2. 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun K Cetvelinde yer alan “aylık maktu fazla çalışma ücreti alanlara, her ne ad altında olursa olsun ayrıca fazla çalışmaya yönelik olarak başkaca bir ödeme yapılmaz.” şeklindeki düzenleme, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü Orman Muhafaza Memurları ve Belediyelerde zabıta ve itfaiye hizmetlerinde fiilen çalışan personel ve kadrolu olarak fiilen çalışan koruma ve güvenlik personeline uygulanacak bir düzenleme olduğu için İdare tarafından EHS’na dâhil kadrolarda bulunanlara da uygulanmasından sarfınazar edilmelidir.

3. Bakanlık Onayı ile düzenlenen “Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personelinin Çalışma Saatlerine İlişkin Esaslar” çerçevesinde haftalık 40 saatten fazla çalıştırılan personelin, fazla çalıştığı sürelerin tamamının fazla çalışma süresinden sayılması ve bu fazla çalışma süresine karşılık İdarece 657 sayılı Kanunun 178. Maddesi uyarınca işlem tesis edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Bu konuda İdare Mahkemesinin de bir kararı söz konusudur. 657 sayılı Kanunun 178/A. Maddesinde, yapılan fazla çalışmaların ücretle karşılanacağı haller tek tek sayılmak suretiyle açıklanmıştır. Sayılanların içinde emniyet hizmetlerine ilişkin bir ibare bulunmadığından, EHS Personelinin yaptığı fazla çalışmanın karşılığında ücret ödenmesi (şimdilik) mümkün değildir. Bu nedenle, aynı Kanunun 178/B. Maddesindeki, personelini günlük çalışma saatleri dışında fazla çalıştıran kurumların, fazla çalışma ücreti vermeyeceği, ancak yaptırılacak fazla çalışmanın her 8 saati için 1 gün hesabı ile izin verileceği düzenlemesi derhal uygulanmalı; kanun, tüzük ve yönetmelik düzenlemesi olmadığı halde haftada 40 saatten fazla çalış(tırıl)an personele çalıştığı her 8 saat için 1 gün “izin” kullandırılmalıdır.

4. Haftada 40 saatten fazla çalış(tırıl)an personele çalıştığı her 8 saat için 1 gün “izin” kullandırılmadığı takdirde, “izin” vermeyen yöneticiler hakkında, İdare Mahkemesinin kararını uygulamayıp personeli maddi ve manevi olarak zarara uğrattığı için “tazminat” davalarının açılması, hatta “ceza davası” söz konusu olabilecektir. Bugüne değin İdare ile davalı olan personelin bundan sonra yöneticileri ile de davalı hale gelmesinin esasen bir “disiplin mesleği” olan polisliğe vereceği vahim zararlar düşünülmelidir.

5. EHS Personelinin çalışma saatlerinin ve sürelerinin Bakanlık Onayı ile yürürlüğe konulan “Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personelinin Çalışma Saatlerine İlişkin Esaslar” ile düzenlenmiş olması yeterli değildir. Kamu hizmeti gereği haftalık 40 saatten fazla çalışan kamu görevlilerinin fazla çalıştıkları sürelerin maaş karşılığı çalışılan süreden sayılabilmesi için ilgili kanun, tüzük veya yönetmelikte bu fazla çalışma sürelerine ilişkin açık bir düzenleme olması gerekir.

6. Haftada 40 saatten fazla çalış(tırıl)an personele çalıştığı her 8 saat için 1 gün “izin” kullandırılması, Emniyet Teşkilatının personel sıkıntısı nedeniyle sürdürülebilir değildir.

7. Mahkeme, Polisin haftalık 40 saatten fazla çalıştığı sürelerin tamamının “fazla çalışma” süresinden sayılması gerektiğini de hüküm altına almıştır. Bu nedenle haftada 40 saatten fazla çalış(tırıl)an personele, fazladan çalıştığı her saat için ücret ödenebilmesi için mutlaka yasal düzenlemeye gidilmelidir. Yapılacak olan yasal düzenlemede, hakkaniyet gereği fazla mesai, gece mesaisi, resmi ve dini bayram günleri mesaisi ayrı ayrı tanımlanmalıdır. Zira bu ayrım acil sağlık hizmetleri gibi günün 24 saatinde hizmet verilmesini gerektiren sektörlerde ilgili kamu kurumlarınca yapılmaktadır.

8. Mahkeme Kararında öngörülen hususlar yerine getirilmediğinde, personelin “hak arama” arayışları sürecektir. Bu noktada, gerek Kamu Denetçiliği Kurumuna (Ombudsmanlık) gerekse Anayasa Mahkemesine ve ayrıca TBMM İnsan Haklarını Araştırma Komisyonuna da başvurmaları gündemde olacaktır.

9. Emniyet Teşkilatı ve bu teşkilatın personeli, temel hak ve özgürlüklerin kullanması ve Ülkemizin demokratikleşmesi sürecindeki en önemli aktörlerdir. Teşkilatın ve personelin temel hak ve özgürlüklere bakış açısı, Anayasal teminat altına alınmış olan temel hak ve özgürlüklerin kullanabilmesini etkilemektedir. Bunlara inanan polis, insanlara huzur ve güven verir ve sorunsuz kullanılmasını mümkün kılar. İdarenin de, Personelinin (Mahkeme Kararı ile de tescil edilen) fazla çalışma süresinden doğan haklarını teslim etmesi, çalışma barışının tesis edilmesini sağlayacaktır. Emniyet Teşkilatında tesis edilecek çalışma barışının Ülke barışına, temel hak ve hürriyetlerin korunup geliştirilmesine ve Ülkemizin demokratikleşmesine mutlak katkısı olacağından hiç kimsenin endişesi olmamalıdır.

POLDES

EMNİYET HİZMETLERİNE FİNANSAL KAYNAK PROJESİ TEKLİFİ:

POLDES ya da GÜVENDES[1]

Emniyet Teşkilatı, ülkemizde genel güvenliğin sağlanması suç işlenmesinin önlenmesi, ceza adaletinin gerçekleştirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması, demokrasimizin geliştirilmesi adına kamu hizmeti sunan kuruluşlardan biridir.

Hizmetin kalitesinin daha da arttırılması, Emniyet Teşkilatına aynı oranda değer ve destek verilmesi ile mümkün olacaktır.

Emniyet hizmeti geçmişte insana dayalı bir sektör idi ancak günümüzde teknoloji yoğun bir sektördür.

Her biri 1 milyon TL’den fazla bütçe gerektiren MOBESE benzeri sistemleri, eğitim ve sağlık tesisleri gibi her bir yerleşim biriminde yaygınlaştırmadan suçların işlenmesini önlemede ve işlenmiş suçların faillerini belirlemede daha fazla başarılı olabilmek mümkün değildir.

Ayrıca “siber terörizm” kavramının yaygınlaştığı, bomba yapımının internetten öğrenildiği bir bilgi çağında bilişim sektörünü yakından takip etmeden “ilim-cürüm savaşında” da galip gelemeyiz.

Bu nedenle nasıl KÖYDES ile köy altyapı hizmetlerini tamamlıyor, BELDES ile finanssal gücü olmayan yerlerde şehir altyapısına destek olunuyorsa, bu kez de POLDES ya da GÜVENDES adı ile Emniyet Teşkilatına – Güvenlik Hizmetlerine Destek projesini hayata geçirmekte yarar görülmektedir.


[1] Halil YILMAZ’ın bu yazısı “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” (Osmaniye Emniyet Müdürlüğü yayını – 2009) isimli yayında yer almaktadır.

Emniyet ve Asayiş Hizmetleri İçin İl Özel İdaresi Kaynaklarından Yararlanma

BİR “MAHALLİ MÜŞTEREK HİZMET” OLAN “EMNİYET VE ASAYİŞ HİZMETLERİNDE”

İl Özel İdaresi Kaynaklarından Yararlanma[1]

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, il ve ilçelerin güvenliğinin sağlanması için vali ve kaymakamlara görev yüklemiştir. İl ve ilçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarruf emniyetinin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisini içeren emniyet hizmetleri vali ve kaymakamın görevidir. Vali ve kaymakam, suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. (Md 11 ve 32).

Valilik ve kaymakamlık yıllık faaliyet raporları, özel idare bütçesinin gerçekleştirilmesi faaliyetlerini içermektedir. Ancak bu raporlarda emniyet hizmetleri faaliyeti çoğu zaman göze çarpmamaktadır. Zira bu konulara ilişkin olarak İl Özel İdaresi bütçesinde bir harcama kalemi bulunmadığı için faaliyet de gözükmemektedir. Bu demek değildir ki vali ve kaymakamlarca hiçbir şey yapılmamıştır.

Söz konusu yanlış anlaşılmanın olmaması için İl Özel İdaresi bütçesinde emniyet hizmetleri için de bir harcama kalemi ve yeterli ödenek bulunması gerekmektedir.

5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. maddesi (Ek fıkra: 01/07/2006 – 5538 S.K/26/a.mad) “İl özel idaresi bütçesinden, emniyet hizmetlerinin gerektirdiği teçhizat alımıyla ilgili harcamalar yapılabilir.” imkânını getirmiştir.

Fakat kimilerince (GÜNGÖR Hayrettin, Açıklamalı, Yorumlu ve içtihatlı İl Özel İdaresi Mevzuatı, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Kontrolörleri Derneği Yayını, Ankara 2007) emniyet hizmetlerine teçhizat alımının il özel idaresinin asli görevi olmadığı, bu nedenle asli görevlerini aksatmayacak şekilde ve bütçeye yeterli ödenek konulması koşulu ile bu imkanın kullanılabileceği ifade edilmekte, ayrıca silah ve taşıt dışındaki demirbaş, makine ve cihazlar gibi taşınmazların “teçhizat” tanımı içine girdiği belirtilmektedir.

Ancak emniyet hizmetleri de (İl Özel İdaresi Kanununda düzenlenen sağlık, gençlik ve spor, tarım, sanayi ve ticaret, çevre düzeni plânı, bayındırlık ve iskân, toprağın korunması, erozyonun önlenmesi, kültür, sanat, turizm, sosyal hizmet ve yardımlar, yoksullara mikro kredi verilmesi, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları; ilk ve orta öğretim kurumları, imar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma, … ; orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisi hizmetleri gibi) mahallî müşterek niteliktedir. Zira huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarruf emniyetinin, kamu esenliğinin sağlanamadığı il ve ilçelerde esasen İl Özel İdaresi Kanununda sayılan hizmetlerin yürütülebilmesi de mümkün değildir.

Bu nedenle emniyet hizmetleri için arsa temini, binalarının yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşılanması da belli / sabit bir oranda il özel idaresi bütçesinden karşılanmalı, bunun için yasa değişikliği yapılmalıdır.


[1] Halil YILMAZ’ın bu yazısı “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” (Osmaniye Emniyet Müdürlüğü yayını – 2009) isimli yayında yer almaktadır.

İnsan Kaynakları Politikası

İnsan Kaynakları Politikası[1]

Emniyet Teşkilatı, Ülkemizde genel güvenliğin sağlanması suç işlenmesinin önlenmesi, ceza adaletinin gerçekleştirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması, demokrasimizin geliştirilmesi adına kamu hizmeti sunan kuruluşlardan biridir. Hizmetin kalitesinin daha da arttırılması için insan kaynakları politikasının yeniden gözden geçirilmesi, Emniyet Teşkilatına ve personeline de aynı oranda değer ve destek verilmesi ile mümkün olacaktır.

Temel hak ve özgürlüklerin korunması ile emniyet ve asayişin sağlanması arasındaki hassas dengeyi korumayı amaçlayan polislik bir “kariyer mesleğidir.”

Emniyet Teşkilatının polis memuru kaynağını lise mezunları ile ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim almış kişiler oluşturmaktadır. Polis memuru yetiştiren eğitim kurumları Polis Meslek Yüksek Okulları (PMYO) ile Polis Mesleki Eğitim Merkezleri (POMEM) dir. Lisans düzeyinde eğitim almış kişiler POMEM’lerde 6 ay kısa süreli eğitim görmektedir. PMYO’larda ise lise mezunları ile ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim almış tüm adaylar 2 yıl süreli eğitim görmektedir. Polis Memuru kaynağının lise, ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim gibi çoklu seviyelerde olması verilen / alınan eğitimin sonucunu da etkilemektedir.

Lisans düzeyinde eğitim almış kişilerden seçme yapılması durumunda Emniyet Teşkilatının finansal kaynakları daha rasyonel kullanılmış olacaktır.

Personel alımı sınavlarında en yüksek puandan itibaren sayısal ihtiyacın karşılanmasının amaçlanması, polislik mesleğinin özgürlük ile güvenlik arasındaki hassas dengeyi koruma ilkesine uygun düşmemektedir. İnsan kaynakları politikasının niceliğin karşılanmasına esasına göre değil niteliğin aranması esasına dayanması gerekmektedir.

Komiser yardımcılığı ile başlayan ve 1. sınıf emniyet müdürlüğüne kadar uzanan 8 ayrı rütbe, ceza alınmamışsa nerede ise otomatik hale gelen terfi nedeniyle sorunların nedeni olmuştur.

Emniyet Hizmetleri Sınıfı, diğer kariyer mesleklerindeki gibi “iç güvenlik uzman yardımcısı” sıfatı ile kamu görevine başlamalı, “iç güvenlik uzmanı” ve “iç güvenlik başuzmanı” olarak özlük hakları “uzman” statüsünde düzenlenmelidir. Böylelikle halen unvanı “… uzmanı” olan kamu görevlileri gibi “nitelikli kamu görevi” haline gelinebilecek ve özlük hakları da otomatik olarak iyileşecektir. Ayrıca örneğin cinayet soruşturmasında görevli bir kişiden “iç güvenlik uzmanı” ve “iç güvenlik başuzmanı” olarak uzun yıllar yararlanma imkânı elde edilecektir.

“Müdür” sıfatı ile “yöneticilik” için istisnai bir sistem oluşturulmalıdır. Bu sıfatlı görevler için Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’de olduğu gibi ilave şartlar, eğitimler ve özlük hakları düzenlenmelidir.

Kamuda bir memur 8-10 yıl arasında Daire Başkanı olarak 3600 ek gösterge elde edebilmektedir. Mülki İdare Amirleri 15 yılda 1. Sınıfa ayrılabilmektedir ve ek göstergesi 5800’dür. Bir Hakim ve Savcı da 10-12 yıl arasında 1. Sınıfa yükselebilmektedir.

Emniyet Teşkilatında ise bu kadar sürede ancak başkomiser / emniyet amiri olunabilmektedir. 1980’li yıllarda “üst yönetici” olan emniyet amiri günümüzde “büro amiri” statüsüne indirilmiştir. 1. Sınıf Emniyet Müdürü olabilmek için 24 yıl hizmet gerekmektedir ve ek göstergesi de kendinden 15 yıl sonra kamu hizmetine başlamış biri gibi 3600’dür.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde 24 yıllık bir hizmetle elde edilen ek gösterge ise 5800’dür.

Mesleğinde 20 yıl çalışmış bir polis gerçekte fiilen 30 yıl çalışmıştır. Çünkü Ülkemizde geçerli olan iş hukuku ve bu konuya ilişkin Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi haftada 40 saat çalışmayı öngördüğü halde polis haftada en az 72 saat çalışmıştır hayatı boyunca. Hafta sonu tatillerinde ve resmi – dini bayramlardaki çalışmaları da işin artısıdır. Bir de ömrünün yarısının gece mesaisinde geçtiğini de unutmamak gerekir. Bu nedenle bir polis esasen en az 5 yılını ücretsiz çalışmıştır. Bu, doğru bir uygulama olmadığı gibi hukuki de değildir. Nitekim Teşkilatımız mensupları ile eşlerinin bu konuya ilişkin olarak Bölge İdare Mahkemeleri ve Danıştay nezdinde hak arama girişimleri de başlamıştır.

Günlük ve haftalık çalışma süresinin yürürlükteki iş hukukuna uygun hale getirilmesi gerekir.



[1] Halil YILMAZ’ın bu yazısı “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” (Osmaniye Emniyet Müdürlüğü yayını – 2009) isimli yayında yer almaktadır.

İnovasyon / Yenileşim

İnovasyon / Yenileşim[1]

İnovasyon yani yenileşim; “yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet), veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.”

Gelişmiş ülkelerin tamamı ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir kısmı, yenileşimi önemli bir alan olarak görmektedir. Ülkemizde de son yıllarda özellikle sanayi ve finans sektöründe faaliyet gösteren kuruluşlar, ulusal ve uluslararası alanda rekabet edebilmek için yenileşimin gerekli olduğunu görmüş ve uygulamaya geçmiştir.

Rekabet gücünün yenileşime bağlı olarak artması, eğitim sisteminin yenileşim için gereken insan kaynağını yetiştirecek şekilde yapılanması, yenileşim için gerekli ortamın ve teşviklerin oluşturulması yenileşim politikasının temelini oluşturur. Yenileşim, keşfedilmemiş olanı icat etmeyi değil; değer yaratma yollarını keşfetmeyi hedefler.

Emniyet Teşkilatı insan temel hak ve özgürlüklerinin korunması, emniyet ve asayişin sağlanması, işlenmiş suçların delillerinin toplanması, faillerin tespit edilmesi, yakalanması ve adli makamlara teslim edilmesi gibi son derece önemli ve doğrudan insana yönelik bir hizmet sektöründe görev yapmaktadır. Bu Teşkilattan suçların önlenmesi, ceza adaletinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, eşit ve 1. sınıf kamu hizmeti verilmesi, demokrasinin geliştirilmesi, provokasyonların / kışkırtmaların önlenmesi beklenmektedir.

Emniyet ve asayiş, her ne kadar Devlet tarafından sunulan bir hizmet olduğundan, Emniyet Teşkilatı da bu hizmeti verev bir kamu kurumu – kuruluşu olduğu için rekabet söz konusu değilse de bu, yenileşimin gerekli olmadığı anlamına gelmemelidir / gelmemektedir. Aksine, emniyet hizmetinde, üretilen hizmetlerin tanıtılmasında, iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda, kurum içi ve kurum dışı ilişkilerin yönetilmesinde yenileşim gerekli hatta zorunludur. Bu nedenle yenileşim, … Bank ya da … Holding kadar Emniyet Teşkilatının da gündemindedir. Öte yandan Emniyet Teşkilatının özellikle üst yönetiminde görev yapmak için de adeta bir rekabet söz konusudur. Hem bu rekabette hem de yukarıda belirtilen hizmetlerin geliş(tiril)mesi için yenileşime ihtiyaç duyulmalıdır / duyulmaktadır.

Meslek hayatımızda eksisiyle artısıyla “yenileşim” kavramının gerekleri yerine getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk İl Emniyet Müdürlüğü görevimiz sürecindeki çalışmalarımız da Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği adı ile yayın haline getirilmiştir.


 

[1] “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” isimli Osmaniye Emniyet Müdürlüğünün yayınındaki (2009) önsözümüz.

Güvenlik için Nezaket ve Zarafet

Güvenlik İçin “Nezaket ve Zarafet”

 

Vatan Gazetesi Yazarı Can ATAKLI, 10.7.2010 tarihli yazısında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Fuat ÖZÇÖREKÇİ ve Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim EVRİM ile yapmış oldukları söyleşide onların “Gaziantep’teki klasik belediye hizmetlerinde hiçbir aksama yok. Biz kaliteyi artırma adına sanatı, tarihi, eğitimi yüceltmeye çalışıyoruz.” dediklerini, bunun mantığını da: “Türkiye’de eksik olan şeylerden en önemlileri nezaket ve zarafet. Bu iki özelliği kazanmak da kültür ve sanattan geçiyor. Kültür sanat gelişip halkın da özümsemesi sağlandıkça nezaket ve zarafet de artacaktır.” görüşünü ifade ettiklerini belirtmektedir.

Nezaket ve zarafet; “başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma” olarak tanımlanmakta, her iki terim birbirini bütünlemektedir.

Kent planlamasında özellikle yeşil alanların, parkların ve diğer sosyal ve sportif aktivite alanlarının önemine hep dikkat çekilmekte, bunların insan ruhunu naifleştirdiği belirtilmektedir. Başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranan kişiler, karşılaşacakları sorunların çözümünde pozitif davranışlar sergileyecektir. Birçok güvenlik sorununda ve bunların çözümünde başkasından saygı bekleme kadar başkasına saygılı davranmanın da ne kadar önemli olduğu hep gözlemlenmektedir.

Bir profesyonel olarak suç işleyen ve bundan kazanç sağlayan kişiler hariç, azımsanmayacak kadar çok kimsenin kendi davranış temeline “başkalarına saygı” kavramını bir mihenk taşı olarak koyması durumunda, hakaret, yaralama ve trafik kazaları başta olmak üzere pek çok suçun azalacağı muhakkaktır. Kendi yaşamımızda bile, en azından araç kullanırken kural ihlalimize sinirlenen bir başka sürücüden el hareketi ile de olsa “özür” ifade ettiğimizde onun hiddetinin yok olduğunu, aramızda yaşanabilecek sorunun daha başlamadan çözümlendiğini görmüşüzdür.

Birçok güvenlik sorununda ve bunların çözümünde başkasından saygı bekleme kadar başkasına saygılı davranmakta o kadar önemlidir. Cem Yılmaz’ın dediği gibi “her şeyin başı eğitim”. Ancak eğitim, nezaket sahibi ve zarif bireyler yetiştirme temelinde olmalı. Nazik ve zarif olalım ki sorunun kaynağı olmayalım ya da sorun çıkaranlar bize bakıp onlar da kendilerini nezaket ve zarafet göstermek zorunda hissetsinler.

Öte yandan başta yerel yönetimler olmak üzere kamu ve özel kurum kuruluşları da kişilerdeki nezaket ve zarafet duygusunu ortaya çıkartıp geliştirecek mekânlar, faaliyetler planlamalı ve uygulamalıdır.

 

Polise Meslekî Malî Sorumluluk Sigortası Yaptırılmalıdır

özel güvenlik görevlileri, tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar gibi

POLİSE DE MESLEKÎ MALÎ SORUMLULUK SİGORTASI YAPTIRILMALIDIR

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre de bir motorlu aracın işletilmesi esnasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olunması durumu için malî sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmiştir (Madde 91).

10.06.2004 tarih ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun da özel hukuk kişileri ve özel güvenlik şirketlerinin, istihdam ettikleri özel güvenlik görevlilerinin üçüncü kişilere verecekleri zararların tazmini amacıyla özel güvenlik malî sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirmiştir (Madde 21).

Sağlık Bakanlığının, doktor hatalarına karşı hastaları güvenceye almak için düğmeye bastığı, önümüzdeki günlerde çıkması beklenen Tam Gün Yasası’yla hekimlere ‘meslekî sorumluluk sigortası’ yaptırılacağı gazete sütunlarına yansımıştır (16.4.2009 Zaman). Tabip, uzman tabip ve uzman doktorların hizmet kusurundan dolayı hastalara verdikleri zararın karşılanacağı; özel ve devlet hastanelerinin, çalıştırdığı hekime, meslekî malî sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü olacakları, serbest çalışan doktorların ise kendilerini sigortalatacakları belirtilmektedir. Sigorta yaptırmayan kurumlara, hekim başına 5 bin TL idari para cezası verileceği, meslekî sorumluluk sigortasını, Hazine’den sorumlu Devlet Bakanlığının yetki verdiği şirketlerin yapacağı, özellerde çalışanların sigorta priminin yarısının hastane, yarısının hekim tarafından ödeneceği, kamuda ise bu primin yarısının döner sermaye, yarısının doktorlar tarafından karşılanacağı ifade edilmiştir. Nitekim 21/1/2010 gün ve 5947 sayılı ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN ile 1219 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiş, kamu ve özel ayrımı yapılmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar için tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorunluluğu / güvencesi getirilmiştir (EK MADDE 12).

Bir motorlu aracın işletilmesi esnasında bir kimsenin ölümü veya yaralanması yahut bir şeyin zarara uğraması söz konusu olduğu gibi özel güvenlik görevlilerinin de üçüncü kişilere zarar verebilmeleri söz konusu olabilmektedir ki bu durumlarda ortaya çıkan malî sorumluluk, “sigorta sistemi” ile geçmiş yıllarda güvence altına alınmıştır. Tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararların karşılanması amacıyla ‘meslekî sorumluluk sigortası’ yaptırılması son derece yerinde düzenlemelerdir.

Genel kolluk olarak polis ve jandarma tarafından yerine getirilen görev ve hizmetlerde; zor ve silah kullanma, arama ve el koyma başta olmak üzere pek çok yetkinin kullanılması esnasında ve/veya sonucunda zarar(lar) da doğabilmektedir. İşte bu zarar(lar)ın tazmini ve kamu vicdanının yaralanmasının önlenmesi amacıyla güvenlik hizmetlerinde de meslekî malî sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmelidir.

Bu yapıldığı takdirde; çok önceden motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibini, özel güvenlik hizmeti veren özel hukuk kişileri ve özel güvenlik şirketlerini, en son olarak da tabipleri, diş tabiplerini ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanları koruyan Devlet, bu kez bizatihi kendisini ve kendi adına güvenlik hizmeti veren kurumlarını da korumuş, bunun da ötesinde devletin aslî görevlerinden biri olan güvenlik hizmetinin veriliş biçiminden zarar görenleri de önemsemiş ve korumuş olacaktır.