Aylık arşivler: Haziran 2012

Halil Yılmaz’ın Aksiyon Dergisi Röportajı

Halil Yılmaz ismi emniyet teşkilatında iyi bilinir. Yüksek rütbesi ve görevlerinden ziyade hukukçu kimliğiyle ortaya attığı tezler ve geliştirdiği projeler nedeniyle… yazdığı makaleler teşkilat içinde tartışmalara sebep oldu, ‘acaba’ dedirtti. Halen Bursa Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Yılmaz’ın insan hakları, özgürlük, demokrasi ve polisin nitelikleri gibi konulardaki çabası dikkat çekiyor. Yılmaz, her ne kadar paradigmalardan yola çıkarak bir şablon ortaya koysa da iyi bir polisin her yönüyle donanımlı olması gerektiğini düşünüyor. Ona göre, teşkilatta değişimler yaşanıyor; ama henüz yeterli değil. Çünkü ortaya koyduğu kalite bareminin çıtası hayli yüksek. İstanbul, Osmaniye ve Gaziantep’te görev aldıktan sonra Bursa’ya atanan Yılmaz, burada sürdürdüğü ‘Güvenlik Özgürlüktür’ projesini anlatırken aslında toplumla teşkilatın bir bütün olduğunu ifade ediyor.

– Projenizin sloganı ‘Güvenlik Özgürlüktür’. Özgürlük ve güvenliğin yolları nerede kesişiyor?

Fark etmediğimiz ama önemli kavramlar bunlar. Hava ve su gibi… bulunduğumuz mekanda hava var ama kokusu rengi olmadığı için farkında değiliz. Ama nefes almakta zorlanırsak o zaman havanın farkına varırız. Güvenlik de böyle. İnsanlar güvendeyken, güvenliğin öneminin farkına varamıyor. Güvensizlik hissi oluşmaya başlayınca diyoruz ki ‘Güvenlik önemli bir şey’. İşte biz de ‘Güvenlik Özgürlüktür’ temasını kullanarak güvenliğin özgürlükle bağlantısını anlatmaya çalıştık.

– Bursa’da ne yaptınız bu anlamda?

Konuya ilişkin profesyonel kişiler tarafından hazırlanmış görsellerimiz var. iki tür görsel kullandık. Birincisi, ekstrem sporlarla ilgili. İnsanların özgürlüklerini tadacakları, adrenalini yükseltecekleri ve bunu hissedecekleri sporlar. Bu sporları yapabilmek için mutlaka en geniş anlamda güvenlik tedbirleri almak gerekir. Güvenliği sağlayamazsanız sporun vereceği özgürlüğü hissedemezsiniz. Diğer görsellerimizde sosyal hayattan kareler var.

– Güvenlik her şeyi kapsıyor mu?

Amerikalı sosyolog Maslow’un bir teorisi var: İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi… Ortaya koyduğu görüşlerinde en temel ihtiyaç fiziki ihtiyaçlardır. Bunlar yeme-içme gibi temel şeyler. Eğer sizin karnınız doymuşsa, güvenlik ihtiyacınız ortaya çakıyor, karnı tok olan insan barınma ihtiyacını hissediyor, güvenlik istiyor. O nedenle toplumun sığınacağı yer, güvenlik kavramı ve uygulamalarıdır. Görüldüğü gibi yeme-içmeden sonra ikinci temel ihtiyaç güvenlik.

– “Emniyet Müdürüyüm” yerine ‘Güvenlik yöneticisiyim’ diyorsunuz. Bu yeni bir kavram mı?

Her konunun bir siyaseti olmalı, stratejik bir yaklaşımı olmalı. Yapılacak bütün faaliyetler bu güvenlik siyasetine, stratejisine uygun planlanmalı ve icra edilmeli. İl Emniyet Müdürleri, sadece uygulayıcı değil, uygulama öncesinde belli bir stratejinin oluşmasında fikri katkıları olması gereken yöneticiler olmalı.

– ‘Güvenlik yöneticisi’ kavramının polis okullarında müfredata girmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

Şu anki müfredatlarımızın içinin doldurulduğunu düşünmüyorum. Bu konuda bir çalışma yok. Kaldı ki güvenlik çalışmaları, güvenlik stratejileri, güvenlikle ilgili altyapılar mesleği sadece polislik olan bizim gibileri değil, farklı meslek gruplarını da ilgilendiriyor. Antropologların, sosyologların, pedagogların, siyaset bilimcilerin düşünceleriyle oluşacak bunlar.

– Bir makalenizde zulüm ile anarşiden söz ediyorsunuz. Zulüm ve anarşi çizgisini nasıl ayırıyorsunuz? Çünkü iki kavram da negatif.

Polis, güvenlik personeli görevini yapamazsa o zaman toplumda anarşi olur; herkes istediğini yaparsa kaos oluşur ve bunun sonrası anarşidir. Öbür tarafta yasalara uygun olmayan şekilde ya da yasalarda olsa bile şartlar ortadan kalkmışsa ve siz halen bu yetkiyi kullanıyorsanız o zaman vatandaşa zulüm yapmış olursunuz. O bakımdan polis öyle görev yapmalı ki ne görevini yapmayarak anarşiye ne de görevini abartarak zulme sebep olsun.

– Bu uygulanmıyor mu?

Kavramları içselleştirmenizle ilgili. İçinde bulunduğunuz şartları yasal durumla iyi mukayese ederek hızlı karar vermekle ilgili. Polislik mesleği anında karar vermenizi gerektiriyor. Kararınızı öteleyemezsiniz. Anında karar vermesi gerekirken zulüm ve anarşiye sebep olmamak için de polisin her yönüyle donanımlı olması gerekir. Ona göre polis alımları yapılmalı veya polisler ona göre eğitilmeli.

– Makalelerinizde ‘güçlü polis’ tabirini kullanıyorsunuz. Bu nasıl olacak?

‘Güçlü polis’ denince, modern binalarda iş gören, teknolojik araçlar ve güçlü silahlar kullanan bir kamu gücü aklımıza geliyor. Evet, bunlar gereklidir; ama her şey değildir. Bu meslek ilim cürüm savaşıdır. Suç sahipleri teknolojiyi kullanıyorsa buna makabil polis de kullanmak zorundadır. Ama yetmez. Polis, kişisel nitelik, kavrama bilgisi, yüksek ahlak, özgürlük ve güvenlik dengesini kurmak zorundadır. Yani polisin teknolojik seviyesiyle nitelik seviyesini en üst düzeyde tutmak zorundasınız. Bunlarda bir aksilik varsa işi güvenli bir şekilde yönetemezsiniz.

– Fikriniz ve projelerinizle ‘köyün delisi’ gibi algılanıyorsunuz. Eleştiriler aldınız mı?

Anlatıyoruz. İlk yaptığım işlerden biri, bütün arkadaşlar için vizyon paylaşımı konferansları. Düşüncelerimi, stratejik unsurları arkadaşlarımla paylaşıyorum. Sonra kendilerine söz veriyorum, onlar düşüncelerini aktarıyor. Gaziantep’te görev yaparken 4 bin 500 polis vardı. 4 binine birebir ulaştım. 800 kişilik gruplar halinde personelimle birebir konuştuk. O toplantıda Emniyet Müdürü, memur yoktu. İlin güvenliğini üstlenen iki kişi vardı. Fikirlerimi paylaştık. Yetmedi; Ticaret Odası, İl Genel Meclisi’nde toplantılar yaptık. ‘Biz güvenliğe böyle bakıyorum’ diye anlattık. Polis memuru benim ortağımdır. Ortaklar aynı kazanç uğruna aynı ufka bakmak zorundadır. Belediye ile emniyet ortaktır. Birlikte o şehrin güvenliği için çalışmalar yapmak zorundadır. Şehirdeki değerlerin, ticaretin, turizmin, güvenliğin gelişmesi için bu gerekli. Aynı şeyi Bursa’da da yapıyoruz.

– Vizyon toplantılarında ana tema ne oluyor?

Öncelikle özgürlükler… 21. Yy. temel değerleri; demokrasi, insan haklarının korunması ve serbest piyasa ekonomisi. Güvenlik zafiyetinin olduğu yerde demokrasi kesintiye uğrar. Özgürlük dengesi sağlanamazsa insan haklarından söz edemezsiniz. İhaleye fesat karışır. Günümüzün bu üç temel kavramı doğrudan polis teşkilatıyla ilgilidir. Mevlana’nın bir sözü var: ‘Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım’… Biz bu doğrultuda hareket ediyoruz. Teşkilat olarak inovasyonun, yeniliği ilke edinmiş bir kuruluşuz. Eğer ben ‘Güvenlik Yöneticisi’ olarak sadece geçmişte aldıklarımla kalırsam olmaz. Üstüne bir şey koymamız lazım.

Geleceğin Dünyasını Şekillendirmeye Aday Türk gençleri

Haber Ara

New York’ta Türk polisine liderlik eğitimi

ABD’de Young Guru Akademisi’nin kurucusu Sinan Yaman bu ülkede lisansüstü eğitim yapan 15 Türk polisine liderlik semineri verdi.

Can KAMİLOĞLU / NEW YORK (DHA)

Sinan Yaman, 2020 yılında Türk Emniyetine yön verecek olan genç Türk Polisleriyle New York’ta gerçekleştirdikleri seminerin çok verimli geçtiğini söyledi.

Akademinin bugüne kadar bilim, iş dünyasından çok sayıda parlak Türk gencine ulaştığını belirten Yaman, ‘Bu seminerle geleceğin dünyasını şekillendirmeye aday Türk gençlerinin arasına Polis Teşkilatımızın mensupları da girmiş oldu’ dedi.

Emniyet Müdür Yardımcısı Halil Yılmaz’ın girişimleriyle gerçekleştirilen seminere yapımcı Osman Sınav da katıldı. Sınav, geleceğin güvenlik gurularına başarının sırrını, ‘hayal kurmak ve o hayale inanmış hayal ortaklarıyla küçük bir adım atarak yola koyulmak’ olarak açıkladı.

Tarih: 5/4/2005 9:38:31 AM Kategori : Güncel

Umut Vakfı “Bireysel Silahsızlanma Ödülü”

Tüm toplumların yasalarında, anayasalarında, insan hakları sözleşmelerinde ve kutsal kitaplarda teminat altına alınmış en temel hak, insanın yaşam hakkı ve vücut bütünlüğüdür. Çağdaş yaşamın öngördüğü ilkelerden birisi, bir başkasının haklarına saygı duyulmasıdır. Bu şekilde, toplumsal barış ve huzur da beraberinde gelecektir.

Ülkemizde futbol maçlarında, düğünlerde, asker uğurlamalarında, hemen her tür suçta silah kullanılmaktadır. Bu suçlarda vatandaşlarımız mağdur olmuştur. Aslında bu suçların faili olan vatandaşımızı da silah mağduru olarak kabul etmek gerekir.

2006 yılında Osmaniye 19 Mayıs Lisesi öğrencisi olan Hasan POLAT, sergilenen bir resminde, bir tüfeği 6 çizimle mutasyona uğratarak kalem haline dönüştürmüş ve toplumsal bir özlemi dile getirmiştir. Halil YILMAZ, Osmaniye İl Emniyet Müdürü olarak görev yapmakta iken bu resim Hasan POLAT tarafından kendisine hediye edilmiş, Halil YILMAZ’ın talimatları ile Osmaniye Emniyet Müdürlüğü olarak “silahlar kalem olsun” adı altında “toplumsal sorumluluk projesi” ve kampanyası başlatılmıştır. Kampanya ile bireysel silahsızlanmasının desteklenmesi, başta öğrenciler olmak üzere geniş toplumsal kesimlerin silah simgesinden kalem simgesini tercih etmelerini sağlamak ve böylece eğitimi destekleyerek karanlıktan aydınlığa geçişi özendirmek amaçlanmıştır.

Silahlar kalem olsun ki vatandaşlarımız silah nedeniyle mağdur olup hayatı kararacağına, kalem ile aydınlığa yönelsin.

Hazırlanan broşürler başta okullar olmak üzere değişik yerlere asılmış, halkla ilişkiler (PR) faaliyeti gerçekleştirilmiştir.

www.osmaniye.pol.tradresinde projeye e-destek portalı açılmış, ayrıca imza kampanyası yapılmıştır.

Başta Osmaniye ilinde olmak üzere lise ve dengi okul öğrencilerinin katıldığı konferanslar düzenlenmiştir.

Silahsızlanmayı arzulayan öğrenciler adına, Hasan POLAT’a plaket verilmiştir.

Grafik tasarımı kupa/bardak, mause pet, temizlik mendilleri gibi özendirme materyallerinde kullanılmış, başta öğrenciler olmak üzere geniş toplumsal kesimlere ulaştırılmıştır.

Bu kampanya nedeni ile Umut Vakfı tarafından Halil YILMAZ’a teşekkür plaketi verilmiştir.

20130416-190933.jpg

POLDES

EMNİYET HİZMETLERİNE FİNANSAL KAYNAK PROJESİ TEKLİFİ:

POLDES ya da GÜVENDES[1]

Emniyet Teşkilatı, ülkemizde genel güvenliğin sağlanması suç işlenmesinin önlenmesi, ceza adaletinin gerçekleştirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması, demokrasimizin geliştirilmesi adına kamu hizmeti sunan kuruluşlardan biridir.

Hizmetin kalitesinin daha da arttırılması, Emniyet Teşkilatına aynı oranda değer ve destek verilmesi ile mümkün olacaktır.

Emniyet hizmeti geçmişte insana dayalı bir sektör idi ancak günümüzde teknoloji yoğun bir sektördür.

Her biri 1 milyon TL’den fazla bütçe gerektiren MOBESE benzeri sistemleri, eğitim ve sağlık tesisleri gibi her bir yerleşim biriminde yaygınlaştırmadan suçların işlenmesini önlemede ve işlenmiş suçların faillerini belirlemede daha fazla başarılı olabilmek mümkün değildir.

Ayrıca “siber terörizm” kavramının yaygınlaştığı, bomba yapımının internetten öğrenildiği bir bilgi çağında bilişim sektörünü yakından takip etmeden “ilim-cürüm savaşında” da galip gelemeyiz.

Bu nedenle nasıl KÖYDES ile köy altyapı hizmetlerini tamamlıyor, BELDES ile finanssal gücü olmayan yerlerde şehir altyapısına destek olunuyorsa, bu kez de POLDES ya da GÜVENDES adı ile Emniyet Teşkilatına – Güvenlik Hizmetlerine Destek projesini hayata geçirmekte yarar görülmektedir.


[1] Halil YILMAZ’ın bu yazısı “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” (Osmaniye Emniyet Müdürlüğü yayını – 2009) isimli yayında yer almaktadır.

Polis Gazetesi

EMNİYET VE ASAYİŞ HİZMETLERİNİN TANITIMI[1]

“Ne yaptığınız değil nasıl anlaşıldığınız önemlidir.”

Japon Uluslararası İşbirliği Organizasyonu (JICA) tarafından düzenlenen, Türkiye ve Japonya dışında Brezilya, Kolombiya, Costa Rika, Mısır, Fiji, Moğolistan, Pakistan, Filipin ve Tanzanya’dan 23 polisin iştirak ettiği, 10. Suç Önleme Polisliği Semineri kapsamında, meslektaşım Dr. Ömer GURULKAN ile birlikte 14-21 Şubat 1999 tarihleri arasında Tokyo / Japonya’da bulunmuş idik. Bu seminerde, katılımcı ülkeler tarafından kendi polis sistemi hakkında brifingler verildi, özellikle ev sahibi Japon yetkililerce Japonya Polis Teşkilatı hakkında ayrıntılı bilgi ve belgeler sunuldu, değişik Japon polis birimlerine ve kültürel mekânlara geziler düzenlendi.

Gezi süresince edindiğim izlenimler ve bizlere sunulan belgelere dayanarak Japonya’daki suç önleyici polis faaliyetleri (Community Policing), polis faaliyetlerine halkın katılımı ve sonuçları hakkındaki tespitlerimi paylaşmak arzusu ile bir makale hazırladım ve bunu Japon Polis Teşkilatı başlığı ile Avrasya Dosyasında (Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt 5, Sayı 2, Yaz 1999) yayınladım. Aynı yazı Toplum Destekli Polislik başlığı ile Aynasızdan Polise yol haritası (Atlas Yayıncılık, Ankara 2003, ISBN 975-93859-1-0) kitabımda da yer aldı.

Japonya’da birçok Polis Noktası (Koban) ve İkâmetsel Polis (Chuzaisho), kendi görev bölgeleri ile ilgili haber bülteni yayımlamakta, meydana gelen suçlar, kazalar ile ilgili haberler ve önemli olaylar bu bültende yer almaktadır. Ani patlak veren olaylar, “flaş haber” olarak yayınlanmakta ve önemli olayları herkesin görebileceği sokak köşelerine, bil boardlara veya demiryolu istasyonları ile bankalara asılmaktadır. Yararlı bilgilerin herkese etkin şekilde ulaşabilmesi için TV kanalları ile de ortaklaşa yayınlanmakta ve kapalı devre yayınından yararlanılmaktadır.

O tarihlerde, bazı il emniyet müdürlükleri tarafından süreli veya süresiz olarak yayımlanan polis dergilerinin içeriğin bu anlamda değiştirilmesi, meydana gelen suçlara, kazalara yer veren çalışmalarla halkın bilgilenmesinin sağlanabileceğini önermiştim.

İl Emniyet Müdürü olarak çalıştığım illerde, bir anlamda Polis Gazetesi diyebileceğimiz çalışmaları mesai arkadaşlarımızla birlikte gerçekleştirdik.

Günümüzde, bir sosyal sorumluluk olarak ilimiz ve ilçelerinde güvenlik hizmetlerinin geliştirilmesi ve etkinleştirilmesi, toplumda “güvenlik sorumluluğunda sosyal paydaş” anlayışının oluşturulması için çalışmalar yapmak ve Polis Teşkilatına destek vermek amacı ile hemen her il ve ilçede bir Güvenlik Hizmetlerini Geliştirme Derneği faaliyet yürütmektedir. Bu kapsamda teşvik ve desteklerimizle 2008 yılı başından itibaren Osmaniye ilinde “Osmaniye’de HUZUR” adı ile bir aylık gazete, 2009 yılının sonundan itibaren Gaziantep ilinde Gaziantep EMNİYET, 2010 yılından sonundan itibaren Bursa ilinde Bursa Emniyet adları ile birer aylık gazete çıkartmaya başladık.

Bu gazetelerin, güvenlik konularında o illerin bilgilendirilmesi ile güvenlik sorunlarının çözümünde enteraktif katılımın sağlanmasına katkı sunacağına yürekten inanıyorum.


[1] Halil YILMAZ’ın bu yazısı “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” (Osmaniye Emniyet Müdürlüğü yayını – 2009) isimli yayında yer almaktadır.

Emniyet ve Asayiş Hizmetleri İçin İl Özel İdaresi Kaynaklarından Yararlanma

BİR “MAHALLİ MÜŞTEREK HİZMET” OLAN “EMNİYET VE ASAYİŞ HİZMETLERİNDE”

İl Özel İdaresi Kaynaklarından Yararlanma[1]

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, il ve ilçelerin güvenliğinin sağlanması için vali ve kaymakamlara görev yüklemiştir. İl ve ilçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarruf emniyetinin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisini içeren emniyet hizmetleri vali ve kaymakamın görevidir. Vali ve kaymakam, suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. (Md 11 ve 32).

Valilik ve kaymakamlık yıllık faaliyet raporları, özel idare bütçesinin gerçekleştirilmesi faaliyetlerini içermektedir. Ancak bu raporlarda emniyet hizmetleri faaliyeti çoğu zaman göze çarpmamaktadır. Zira bu konulara ilişkin olarak İl Özel İdaresi bütçesinde bir harcama kalemi bulunmadığı için faaliyet de gözükmemektedir. Bu demek değildir ki vali ve kaymakamlarca hiçbir şey yapılmamıştır.

Söz konusu yanlış anlaşılmanın olmaması için İl Özel İdaresi bütçesinde emniyet hizmetleri için de bir harcama kalemi ve yeterli ödenek bulunması gerekmektedir.

5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. maddesi (Ek fıkra: 01/07/2006 – 5538 S.K/26/a.mad) “İl özel idaresi bütçesinden, emniyet hizmetlerinin gerektirdiği teçhizat alımıyla ilgili harcamalar yapılabilir.” imkânını getirmiştir.

Fakat kimilerince (GÜNGÖR Hayrettin, Açıklamalı, Yorumlu ve içtihatlı İl Özel İdaresi Mevzuatı, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Kontrolörleri Derneği Yayını, Ankara 2007) emniyet hizmetlerine teçhizat alımının il özel idaresinin asli görevi olmadığı, bu nedenle asli görevlerini aksatmayacak şekilde ve bütçeye yeterli ödenek konulması koşulu ile bu imkanın kullanılabileceği ifade edilmekte, ayrıca silah ve taşıt dışındaki demirbaş, makine ve cihazlar gibi taşınmazların “teçhizat” tanımı içine girdiği belirtilmektedir.

Ancak emniyet hizmetleri de (İl Özel İdaresi Kanununda düzenlenen sağlık, gençlik ve spor, tarım, sanayi ve ticaret, çevre düzeni plânı, bayındırlık ve iskân, toprağın korunması, erozyonun önlenmesi, kültür, sanat, turizm, sosyal hizmet ve yardımlar, yoksullara mikro kredi verilmesi, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları; ilk ve orta öğretim kurumları, imar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma, … ; orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisi hizmetleri gibi) mahallî müşterek niteliktedir. Zira huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarruf emniyetinin, kamu esenliğinin sağlanamadığı il ve ilçelerde esasen İl Özel İdaresi Kanununda sayılan hizmetlerin yürütülebilmesi de mümkün değildir.

Bu nedenle emniyet hizmetleri için arsa temini, binalarının yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşılanması da belli / sabit bir oranda il özel idaresi bütçesinden karşılanmalı, bunun için yasa değişikliği yapılmalıdır.


[1] Halil YILMAZ’ın bu yazısı “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” (Osmaniye Emniyet Müdürlüğü yayını – 2009) isimli yayında yer almaktadır.

İnsan Kaynakları Politikası

İnsan Kaynakları Politikası[1]

Emniyet Teşkilatı, Ülkemizde genel güvenliğin sağlanması suç işlenmesinin önlenmesi, ceza adaletinin gerçekleştirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması, demokrasimizin geliştirilmesi adına kamu hizmeti sunan kuruluşlardan biridir. Hizmetin kalitesinin daha da arttırılması için insan kaynakları politikasının yeniden gözden geçirilmesi, Emniyet Teşkilatına ve personeline de aynı oranda değer ve destek verilmesi ile mümkün olacaktır.

Temel hak ve özgürlüklerin korunması ile emniyet ve asayişin sağlanması arasındaki hassas dengeyi korumayı amaçlayan polislik bir “kariyer mesleğidir.”

Emniyet Teşkilatının polis memuru kaynağını lise mezunları ile ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim almış kişiler oluşturmaktadır. Polis memuru yetiştiren eğitim kurumları Polis Meslek Yüksek Okulları (PMYO) ile Polis Mesleki Eğitim Merkezleri (POMEM) dir. Lisans düzeyinde eğitim almış kişiler POMEM’lerde 6 ay kısa süreli eğitim görmektedir. PMYO’larda ise lise mezunları ile ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim almış tüm adaylar 2 yıl süreli eğitim görmektedir. Polis Memuru kaynağının lise, ön lisans ve lisans düzeyinde eğitim gibi çoklu seviyelerde olması verilen / alınan eğitimin sonucunu da etkilemektedir.

Lisans düzeyinde eğitim almış kişilerden seçme yapılması durumunda Emniyet Teşkilatının finansal kaynakları daha rasyonel kullanılmış olacaktır.

Personel alımı sınavlarında en yüksek puandan itibaren sayısal ihtiyacın karşılanmasının amaçlanması, polislik mesleğinin özgürlük ile güvenlik arasındaki hassas dengeyi koruma ilkesine uygun düşmemektedir. İnsan kaynakları politikasının niceliğin karşılanmasına esasına göre değil niteliğin aranması esasına dayanması gerekmektedir.

Komiser yardımcılığı ile başlayan ve 1. sınıf emniyet müdürlüğüne kadar uzanan 8 ayrı rütbe, ceza alınmamışsa nerede ise otomatik hale gelen terfi nedeniyle sorunların nedeni olmuştur.

Emniyet Hizmetleri Sınıfı, diğer kariyer mesleklerindeki gibi “iç güvenlik uzman yardımcısı” sıfatı ile kamu görevine başlamalı, “iç güvenlik uzmanı” ve “iç güvenlik başuzmanı” olarak özlük hakları “uzman” statüsünde düzenlenmelidir. Böylelikle halen unvanı “… uzmanı” olan kamu görevlileri gibi “nitelikli kamu görevi” haline gelinebilecek ve özlük hakları da otomatik olarak iyileşecektir. Ayrıca örneğin cinayet soruşturmasında görevli bir kişiden “iç güvenlik uzmanı” ve “iç güvenlik başuzmanı” olarak uzun yıllar yararlanma imkânı elde edilecektir.

“Müdür” sıfatı ile “yöneticilik” için istisnai bir sistem oluşturulmalıdır. Bu sıfatlı görevler için Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’de olduğu gibi ilave şartlar, eğitimler ve özlük hakları düzenlenmelidir.

Kamuda bir memur 8-10 yıl arasında Daire Başkanı olarak 3600 ek gösterge elde edebilmektedir. Mülki İdare Amirleri 15 yılda 1. Sınıfa ayrılabilmektedir ve ek göstergesi 5800’dür. Bir Hakim ve Savcı da 10-12 yıl arasında 1. Sınıfa yükselebilmektedir.

Emniyet Teşkilatında ise bu kadar sürede ancak başkomiser / emniyet amiri olunabilmektedir. 1980’li yıllarda “üst yönetici” olan emniyet amiri günümüzde “büro amiri” statüsüne indirilmiştir. 1. Sınıf Emniyet Müdürü olabilmek için 24 yıl hizmet gerekmektedir ve ek göstergesi de kendinden 15 yıl sonra kamu hizmetine başlamış biri gibi 3600’dür.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde 24 yıllık bir hizmetle elde edilen ek gösterge ise 5800’dür.

Mesleğinde 20 yıl çalışmış bir polis gerçekte fiilen 30 yıl çalışmıştır. Çünkü Ülkemizde geçerli olan iş hukuku ve bu konuya ilişkin Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi haftada 40 saat çalışmayı öngördüğü halde polis haftada en az 72 saat çalışmıştır hayatı boyunca. Hafta sonu tatillerinde ve resmi – dini bayramlardaki çalışmaları da işin artısıdır. Bir de ömrünün yarısının gece mesaisinde geçtiğini de unutmamak gerekir. Bu nedenle bir polis esasen en az 5 yılını ücretsiz çalışmıştır. Bu, doğru bir uygulama olmadığı gibi hukuki de değildir. Nitekim Teşkilatımız mensupları ile eşlerinin bu konuya ilişkin olarak Bölge İdare Mahkemeleri ve Danıştay nezdinde hak arama girişimleri de başlamıştır.

Günlük ve haftalık çalışma süresinin yürürlükteki iş hukukuna uygun hale getirilmesi gerekir.



[1] Halil YILMAZ’ın bu yazısı “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” (Osmaniye Emniyet Müdürlüğü yayını – 2009) isimli yayında yer almaktadır.

İnovasyon / Yenileşim

İnovasyon / Yenileşim[1]

İnovasyon yani yenileşim; “yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet), veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.”

Gelişmiş ülkelerin tamamı ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir kısmı, yenileşimi önemli bir alan olarak görmektedir. Ülkemizde de son yıllarda özellikle sanayi ve finans sektöründe faaliyet gösteren kuruluşlar, ulusal ve uluslararası alanda rekabet edebilmek için yenileşimin gerekli olduğunu görmüş ve uygulamaya geçmiştir.

Rekabet gücünün yenileşime bağlı olarak artması, eğitim sisteminin yenileşim için gereken insan kaynağını yetiştirecek şekilde yapılanması, yenileşim için gerekli ortamın ve teşviklerin oluşturulması yenileşim politikasının temelini oluşturur. Yenileşim, keşfedilmemiş olanı icat etmeyi değil; değer yaratma yollarını keşfetmeyi hedefler.

Emniyet Teşkilatı insan temel hak ve özgürlüklerinin korunması, emniyet ve asayişin sağlanması, işlenmiş suçların delillerinin toplanması, faillerin tespit edilmesi, yakalanması ve adli makamlara teslim edilmesi gibi son derece önemli ve doğrudan insana yönelik bir hizmet sektöründe görev yapmaktadır. Bu Teşkilattan suçların önlenmesi, ceza adaletinin sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, eşit ve 1. sınıf kamu hizmeti verilmesi, demokrasinin geliştirilmesi, provokasyonların / kışkırtmaların önlenmesi beklenmektedir.

Emniyet ve asayiş, her ne kadar Devlet tarafından sunulan bir hizmet olduğundan, Emniyet Teşkilatı da bu hizmeti verev bir kamu kurumu – kuruluşu olduğu için rekabet söz konusu değilse de bu, yenileşimin gerekli olmadığı anlamına gelmemelidir / gelmemektedir. Aksine, emniyet hizmetinde, üretilen hizmetlerin tanıtılmasında, iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda, kurum içi ve kurum dışı ilişkilerin yönetilmesinde yenileşim gerekli hatta zorunludur. Bu nedenle yenileşim, … Bank ya da … Holding kadar Emniyet Teşkilatının da gündemindedir. Öte yandan Emniyet Teşkilatının özellikle üst yönetiminde görev yapmak için de adeta bir rekabet söz konusudur. Hem bu rekabette hem de yukarıda belirtilen hizmetlerin geliş(tiril)mesi için yenileşime ihtiyaç duyulmalıdır / duyulmaktadır.

Meslek hayatımızda eksisiyle artısıyla “yenileşim” kavramının gerekleri yerine getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk İl Emniyet Müdürlüğü görevimiz sürecindeki çalışmalarımız da Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği adı ile yayın haline getirilmiştir.


 

[1] “Yenileşim Denemeleri Osmaniye Örneği” isimli Osmaniye Emniyet Müdürlüğünün yayınındaki (2009) önsözümüz.

Gazeteci Ali TATLI’nın yazısı “Ruhsatsız Tabancama n’oldu..!?”

Ruhsatsız tabancama n’oldu..!?

Ali Tatlı

12 Temmuz 2007

Ali Tatlı

Hey gidi günler, hey

Zaman ne çabuk gelip geçiyor böyle! Hoyrat ve umarsız

Zamanla birlikte hayat da insanlar da değişiyor. Eski çamlar bardak oluyor. Köprünün altından üstünden çok sular akıyor. Velhasıl hayat, sular seller gibi gürül gürül akıp gidiyor

Daha düne kadar �Ruhsatsız Tabancam Var� başlığı altında polise, daha doğrusu Osmaniye Emniyet Müdürü Sayın Halil Yılmaz�a karşı �önyargı� dolu satırlar karalamıştım. Karalamıştım da soluğu adliye koridorlarında almıştım. Bu nedenle öfkeliydim.

Osmaniye�deki bütün olayların sorumlusu olarak Polis�i göstermiş ve geçen yıl kentimizde henüz göreve başlayan Sayın Halil Yılmaz�ı eleştiri yağmuruna tutmuştum. Bilemezdim ki o sıralarda Halil Bey�in olağanüstü bir operasyonlar dizisi hazırlığında olduğunu

Bugün ise düşüncelerim değişti; çünkü o körolası önyargılarımın beni yanılttığını gördüm, anladım.

O zaman, yani silah serseriliğinin ayyuka çıktığı dönem, beni kim inandırabilirdi ki Polisin, ruhsatsız tabancaları bir bir toplayacağına  !!??

İşte şimdi, biliyorsunuz muhteşem bir kampanya başlatıldı silahsızlanma adına: �Silahlar kalem olsun!�

Ve kim diyebilirdi, kim tahmin edebilirdi; benim eleştirimin tam tersi olarak Osmaniye’de suç oranının düşeceğini??!!

Şükürler olsun, çok kısa sürede kentimizde çok ciddi anlamda asayiş sağlandı ve suç oranı dibe vurdu.

Osmaniye Emniyet Müdürü Sayın Halil Yılmaz�ı acımasızca ve peşin hükümlerimle eleştirmiştim. Sayın Yılmaz, yılmamıştı. Benim bu yüklenmelerimi yüksünmemişti.

Ben, kalemimi adeta bir silah gibi O�nun üzerine doğrultmuştum, seri hâlde yoğun eleştiri bombardımanlarımı sürdürüyordum� Sabırlı ve anlayışlıydı Sayın Yılmaz� Serinkanlı ve hoşgörülüydü. Halil Bey�in bu sükûneti beni daha çok hırçınlaştırıyor, köpürtüyordu. Bir polis müdürünün �kişisel çatışma�nın ortasında bu denli sakin kalabilmesi büsbütün çıldırtıyordu beni.  

Derken�

Bir gün, Osmaniye Emniyet Müdürü Sayın Halil Yılmaz hakkında enteresan bir bilgiye ulaştım. Tesadüf� 

Şimdi İstanbul Emniyet Müdürlüğü�nün bir bölümünde Amir olarak görev yapan askerlik arkadaşım Gökhan Gizlenci ile sohbet ederken, bu malûm olaylardan, �kişisel çatışma�ya dönüştürdüğüm olaylardan bahsettim. Detayları anlattım. Güldü, güldü, güldü� �Sen var ya sen..!!� dedi, �Sen hiç değişmemişsin Ali, tıpkı asker olduğumuz zamanlardaki gibi önyargılı davranmış, tanımadan-bilmeden köpürmüşsün dostum��

Ve, flaş cümleyi suratıma patlattı sevgili dostum Gökhan Gizlenci:

�Halil Yılmaz Müdürüm, Emniyet Teşkilatı�nda sayılı insanlardan biridir. Bir zamanlar ben O�nun personeliydim. Keşke şimdi de O�nun maiyetinde çalışıyor olsam. Biz, mesleğimizi Halil Yılmaz Müdürümden öğrendik. Yüreği insan sevgisiyle ve görev aşkıyla dolu bir insana köstek değil, destek olmalısın dostum, sana böyle davranmak yakışır! Biraz sabırlı ol, Halil Yılmaz Müdürüm Osmaniye�de görülmemiş yeniliklere ve işlere imza atacaktır; bunu pek yakında göreceksin��

Zaman su gibi aktı; canım arkadaşım Gökhan haklı çıktı 

Umarım anlamışsınızdır ruhsatsız tabancama n’olduğunu!

Gazeteci Ali TATLI’nın yazısı “Kalemler Silah Olmasın!”

Kalemler Silah Olmasın!

Ali Tatlı

10 Temmuz 2007

Ali Tatlı

Bomba! Bomba! Bomba!

“Kalemler Silah Olmasın!” diyemedim, bomba elimde patladı…

Bomba gibi bir kampanya başlatacaktım, olmadı.

Geç kaldım.

Polis benden daha çevik davrandı, benzerini patlattı bile… Belki de bu kampanya Çevik Kuvvet’te hazırlandı! 

Osmaniye Emniyet Müdürü Sayın Halil Yılmaz’ın hazırlayıp patlattığı bombanın adı: “Silahlar, Kalem Olsun !”

Diyelim ki, silahlar kalem oldu… E, sonra? Ya peki kalemler ‘silah’ olursa!?

Tesadüfün iğne deliklisi diye buna derim işte; kampanyadaki isim benzerliği oldukça çarpıcı!

Benimki: “Kalemler Silah Olmasın!”

Polisinki: : “Silahlar, Kalem Olsun!”

Hangisi olursa olsun, bence her ikisi de hayırlı olsun…

Kargaşanın önüne geçebilmek için üç alternatifli çözüm önerim var. Kesinlikle “referandum” değil tabii ki… Fakat daha pratik üç ‘şık’lı yöntem var önümüzde:

1.     Ben polisin kampanyasına iltihak edeceğim

2.     Polis benim kampanyama iltihak edecek

3.     Polisle anlaşıp kampanyayı ortak yürüteceğiz

Kişisel düşüncem; birinci şık, pek şık değil… İkinci şık hiç şık değil… Üçüncü şık da yakışık değil!

Peki, çözüm nedir? Demokrasilerde ne çareler ne de 367’ler tükenir. Çözüm var!

Şöyle ki:

Kampanyaların esin kaynağı ‘mutasyoncu’ genç ressam, sevgili Hasan Polat kardeşimizden rica edeceğim, ‘kalemli-silahlı’ yeni bir çalışma yapacak. Benim kampanyamın afişinde de silah olacak; silahın namlusu kalem olacak, ama kalem tetik istikametine dönüş yapacak. Yani, tetiği çekeni vuracak!

Düşünebiliyor musun, ne kadar anlamlı entegre bir kampanya olur… Polis, silahları kalem yapacak, fakat silahın mutasyonu kalemler, silah gibi kullanıldığında, tetiği çekeni (yazanı) vuracak!!!

Bu formül çok güzel…

Cehalete karşı savaş başlatan… Ağzı barut değil, mürekkep kokan… Bilgili ve bilinçli bir toplum ütopyasını gerçekleştirme mücadelesi veren… Çağdaş Donkişotluk yapan Osmaniye Emniyet Müdürlüğü’nün bütün personelini yürekten kutluyorum. 

Ha, bu arada unutmuş değilim ‘ruhsatsız tabancamı’ da anlatacağım, pek yakında!